“BAYRAM DEGİL SEYRAN DEĞİL ENİŞTEM BENİ NİYE ÖPTÜ!”

“BAYRAM DEGİL SEYRAN DEĞİL ENİŞTEM BENİ NİYE ÖPTÜ!”

Bizim oralarda bir söz vardır, “bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü”. Neden böyle bir ifade kullandığımı yazının tamamını okuma zahmetine katlanırsanız anlayacaksınız. Elbette yazımda Fatih Sultan Mehmet yalakalığı yapmayacağım, zaten yeteri kadar yapıyorlar. Sadece şunu söyleyeyim, bir sürü dil biliyordu; şimdi onları saymayayım, zaten bir sürü adamdan duymuşsunuzdur. Bu sayfa tarih sayfası olmadığından, doğrudan konuya gireceğim. Fatih Sultan Mehmed henüz hayatta iken sarayda iki grup vardı(her zaman olduğu gibi), birincisi Cem Sultan ve onun taraftarı olan Karamânî Mehmed paşa ve özellikle Türkmen kökenli asker ve Anadolu halkı; diğer tarafta ise, II. Bayezid ve devşirmeler. Cem Sultan Konya-Karaman valisi idi, yani o tarihte Türkmenlerin yoğunlukta olduğu bölgede. II. Bayezid ise, Amasya valisi idi ve onun da arası devşirmelerle iyi idi. Özellikle Fatih öldüğü sırada sarayda bulunan İshak Paşa, en etkili isimdi. İshak Paşa koyu bir devşirmedir ve aynı zamanda ordudaki en etkili isimlerden Gedik Ahmet Paşa’nın kayın babasıdır. Fatih Sultan Mehmed Kemal Paşazâdeye göre; “Urum sınıfından Tekvur adına bir adam” bırakmamaya çalıştı(1), der. Nedenini ise, kendisini Roma İmparatorluğunun varisi olarak görmesi olarak açıklar. Bu nedenle Fatih’in bütün fetih politikası öncelikli olarak Roma topraklarına idi. Bir Avrupalı tarihçi işte şunları itiraf ediyordu, “Osmanlı zafer sancağını ileride daha da yükseklere çıkaracaktı. Sırbistan’ın nihai olarak 1459’da (ve bundan kısa süre sonra Bosna, Hersek ve Karadağ’ın )topraklarına katılmasını bir anda Trabzon’un fethi izledi. Böylece büyük İskender’in fetihleri sonucu inşa edilen Helenizm ve Yunan uygarlığı dünyası 1461 yılında Karadeniz’in güney doğu kıyısındaki bu uzak nokta da son nefesini verdi. Trabzon’un fethi bir dönemi sona erdirmek bakımından bir papanın, “Homeros ve Platon’un ikinci kez ölümü” diye hayıflandığı Konstantinopolis’in düşüşü kadar önemliydi”. (2) Elbette Fatih bununla kalmadı ve “Kutsal” Roma İmparatorluğunun kalbine, Papalık ya da İtalya seferine çıktığı sırada “YOLDA ZEHİRLENİLEREK ÖLDÜRÜLDÜ”. Fatih’i elbette saraydan birileri zehirlemişti. Buradan sonra tekrar başa dönecek olursak, Fatih’in 3 Mayıs 1481 tarihinde ölümü üzerine; en az Fatih kadar savaşçı olan ve Türkmenler tarafından sevilen Cem Sultan’a, Fatih’in ölümünden çok sonra haber edildi. Çünkü saraydaki “devşirmeler”, II. Bayezid’i destekliyordu. Fatih, ölmeden az evvel; devlet işlerini Karamânî paşaya bırakmıştı, ancak nafile. Fatih ölür ölmez İshak Paşa ve devşirmeler, etraflı bir komplo uyguladılar ve İshak Paşa tarafından tahrik edilen yeniçeri; Karamâni Mehmed Paşayı feci şekilde öldürdü. (3) Devamında Cem Sultan ve taraftarları saraydan uzaklaştırıldı. Bu olay, Osmanlı sarayındaki devşirmelerin; ilk en önemli zaferleri olması bakımından son derece tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü bu olaydan sonra güçlenen devşirmeler; saltanatı ele geçirmiş, neticesinde Osmanlı Padişahları kendi sarayında “esir kalmıştır”. Cem Sultan, babasının ölüm haberini biraderi II. Bayezid’den çok sonra almıştır; nedeni ona gönderilen ulak(haberci) yolda yakalanmış ve yok edilmiştir. II. Bayezid haberi aldıktan sonra 4.000 kişilik bir ordu ile İstanbul’a gelmiş ve imparatorluğun kalbine yerleşmiştir. Cem Sultan için artık çok geçtir. Hammer, bu haber üzerine Cem Sultan’nın eski başkent Bursa’ya geldiğini belirtir ve şöyle der “Bursa üzerine yürüdü. Bâyezîd dahî eski lalası Ayâs Paşa kumandasında iki bin çeriyi pişdar olarak Mudanya yolu üzerine gönderdi.” (Pişdar:Öncü) (4) Evet gelelim en önemli sorumuza; Hammer’in “iki bin çeri” ifadesindeki “Çeri”ler kim mi? “Çeri”; binlerce yıllık geçmişi olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, en eski isimlerinden biridir. Türk ordusu bu ismi, Büyük Göktürk İmparatorluğundan; I. Murad Han Gazi zamanına kadar kullanmıştır. Tamamı Türklerden oluşan ordumuzun adlarından biridir. Çeri ordumuzun “Yeniçeri” ismini alması ile ilgili Oruç Beğ şöyle der, Kara Rüstem dedi ki “ İş bu esirler ki gaziler getirirler, Tanrı buyruğunda beşte biri Padişahındır. Niçin alınmaz?” dedi. Murad Han Gazi emir verdi “Alın” dedi. Vardılar, oğlan devşirdiler. Getirip Anadolu’da Türk kavmına üleştirdiler. Çift sürdüler. Bunlar hizmet gördü ve Türkçe öğrendiler. Üç yıl, dört yıl olduktan sonra getirip Devlet kapısında “Yeniçeri” yaptılar. Ak börk giydirdiler. Aslında Yeniçeri’nin kuruluşu budur. O vakitten beri adını Yeniçeri koydular. (5) işte bizim eski “Çeri” ordumuz, böylelikle “Yeniçeri” olmuş oldu. Aralarındaki fark ise, “Çeri”ler Türklerden kurulu bir ordu idi. “Yeniçeri” ise, karma karışık bir devşirme ordusu idi. Bu tarihten sonra, Anadolu’da sadece Türklerin oluşturduğu ordulara, akıncılara; “Çeri” denilmesinin nedeni budur. Hammer de, bu nedenle Cem Sultan’a yollanan öncü birlik için bu ifadeyi kullanmıştır. II. Bayezid’in ordusu büyük çoğunlukta Yeniçerilerdir. Sonuç olarak, II. Bayezid ve Cem Sultan iç savaş yaşamış; Cem Sultan kaybedince önce Mısır, daha sonra Karaman ülkesine gelerek son bir şansını denemişse de; başarılı olamayarak en son Rodos Şövalyelerine müracaat etmiştir. Bu tarihten sonra Cem Sultan bir esirdir ve esareti karşılığında, II . Bayezid uzun süre haraç ödemiştir. En son da yine, II. Beyazid tarafından(muhtemelen) büyük bir para karşılığında; Papalık tarafından zehirletilerek öldülmüş, babası Fatih Sultan Mehmed ile aynı kaderi paylaşmıştır. Görseldeki kişinin, Osmanlı tarihinin dönüm noktasına damga vuran; İshak Paşa olduğunu iddia edenlerin de olduğun gördüğüm için, bu işin aslının ne olduğunu da açıklama gereği duydum. Yukarıda belirttiğim, Osmanlının sonunu getiren en etkili isimlerden olan “hain devşirme”(Benim ifademdir) İshak Paşa’nın; kim olduğu ille ilgili en kapsamlı cevap; büyük Türkçü, gerçek “Aydın” Atsız’ın; çevirisini yaptığı “Âşıkpaşaoğlu Tarihi’ndedir. Âşıkpaşaoğlu, İshak Paşa’nın kim olduğu ile ilgili şöyle der; Sırp ülkesine ve Kratova madenlerine ve çevresine, bütün madenlere adam gönderdiler. Zaptettiler. Üsküp’e Paşa Yiğit Beğ’i gönderdiler ki, o İshak Beğ’in efendisi ve babası gibidir. (6) Ne yazık ki doğumu ile ilgili bilgiler belli olmamakla birlikte, soyu ile ilgili bilgiler de söylentiden ibarettir; ancak elbette ki aristokrat bir aile mensuptur. Âşıkpaşaoğlu’nun “efendisi” demekle, elbette onun devşirdiği ve yetiştirdiği anlaşılmalıdır. Peki, Yiğit Beğ kimdir? Tam adı Yiğitoğlu Hacı Turhan Beğ, Teselya fatihidir ve Trakya Türkmenlerindendir. 1420 yılına kadar Kosova’da uç beyi olan Yiğit Paşa’dan sonra, yerine İshak Bey geçmiştir. O hâlde 1420 yılında Yiğit Paşa’nın, Çandarlı Halil Paşa ile aralarında yaşanan sorunlar nedeniyle; uç beyi olma şansı yakalamış olan “İshak Paşa, her hâlükârda; 1432 yılında dünyaya gelmiş Fatih Sultan Mehmed’den büyüktür”. Bu resimdeki kişinin İshak Paşa olma ihtimali yoktur. İlber Ortaylı için evet, “saray tarihçisidir” diyenler var; hem de her iki anlamda. Topkapı sarayından onu ben “kovmadığıma göre”, bu ifadeyi kullananların böyle bir yakıştırma yapması beni ilgilendirmiyor; sadece “not ediyorum”, bu konuda bir yorumum yoktur. Elbette bu ifadeyi, bugün Fatih Sultan Mehmet’in yanındaki kişinin kim olduğu ile ilgili Ortaylı’nın; “Cem Sultandır” şeklinde, beyan etmesinden sonra söyleyenleri de; bilimsellikten uzak görüyorum. İlber Ortaylı’nın “Saray Tarihçiliği” ayrı bir konudur, bilimselliği ve bu konu hakkındaki ifadesi ayrı bir konudur. Cem Sultan olup olmadığı ile ilgili herhangi bir ifade şimdilik kullanmamayı tercih ediyorum, ancak İshak Paşa olmadığı açıktır. Cem Sultan hakkında yukarıda yeteri kadar bilgi verdiğimi düşünüyorum. Eğer İlber Ortaylı’nın dediğini doğru kabul edersek(ki ben de doğru olduğunu düşünüyorum) görseldeki resim, sanırım biraz daha anlam kazanmıştır. Bu resim, “1453 ve 1461 yıllarında son nefesini aldığımız, Doğu Roma İmparatorluğunu (Bizans)” yerle bir eden Fatih ve oğlunun resmi olma özelliğinin dışında; aynı zamanda en önemli ortak özellikleri, ikisi de “içimizdeki haçlıların” zehirlerinin kurbanıdır. İkisinin de Papalık tarafından zehirletilerek öldürüldükleri düşünülmektedir. İkisi de tipik bir “Savaşçı Türk Beyi”dir, ikisi de şairdir ve çağdaşlık fikrindedirler. II. Bayezid ise, H.İnalcık’ın ifadesine göre daha “Şeriatçı”dır ve Padişah olunca ilk işi; İtalyan sanatkârlar tarafından, Yeni Saray’ın duvarlarına yapılmış olan “freskoları söktürüp pazarda sattırmak” olmuştur. (7) Bu ifadeyi özellikle belirtme gereği duydum, çünkü hem Türkçülük/Türkmencilik fikri; hem de çağdaşlık fikrinin aslında aynı şey olduğunun anlaşılması gerekmektedir. İşte bu nedenlerden dolayı, Osmanlı tarihinde ilk devşirme sorunları; II. Bayezid döneminde başlamıştır ve devamında Yavuz Sultan Selim’den sonra da önü alınamamıştır. Bir Tarihî yanılgının da düzeltilmesi gerekmektedir. Yeri gelmişken şunu da belirteyim, bu sayfanın adı Türk Şamanizmi olduğuna göre; ben de Türk’üm ve Türk Şamanizmi inancına mensubum. Küçüklüğümde ilkokul öğretmenlerimiz coğrafya dersinde; ülkemizden bahsederken, “%99’u Müslüman” derdi. Bu sayı benim tahminime göre şimdilerde %65-70 arası bir rakama geriledi, bu beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Türk ulusu, millî kimliğine bağlı olsun da; isterse düdüklü tencereye tapsın, beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren şey; Ayasofya’nın açılıp açılmaması tartışılırken; K.K.T .C’nin ,‘Kraliçenin ülkesine bağlanmasını isteyecek kadar soysuzlar zırvalarken; ülkemin bölünmez bütünlüğüne göz dikmiş namussuzlara birileri göz kırparken, Türk isminin esamesi okunmazken; bu resim “Osmanlı sevdasından mı acaba?” diye bir soru takılıverdi aklıma. Sahi, bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü? Kaman AFŞAROĞLUKaynaklar: (1) H. İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, T.İş.Y (2) J.M Roberts Avrupa Tarihi, İnkılap Y. (3) H. İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, T.İş.B.Y, ) (4) J.V.Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, C.3 (5) Üç Osmanlı Tarihi-Oruç Beğ Tarihi, Atsız, Ötüken (6) ) Âşıkpaşaoğlu Tarihi, Atsız, Ötüken,Her okuduğumda gözlerimin ıslanmasına neden olan, kara yazgılı şehzadelerimizden Cem Sultan’ın; oğlu Oğuz Han’ın ölümü üzerine yazdığı mersiyeden bir bölüm eklemek isterim; Mülk-i Yunan’a ser-â-ser hükm iderken âh kimEyledün mesken bize şimdi Firengistân felek Yakamu yırtıp elünden nicesi âh itmeyemCânımu odlara atdı derd-i Oğuz Hân felek Ağlamakdan ol ciğer-gûşem firâkından müdâmKara kara kanlara boyandı bahristân felek Başuma karanulık itdün cihân aydınlığınKara yüzlü kara bulıtlu per-i bârân felek Bir kılına virseler virmezdüm Oğuz Hân’umunGenc-i Kârûn ile bin bin milket-i Osmân felek Sînemi çâk eyle cânum hâk ü gönlüm derd-nâkÇünki Oğuz Hân’um oldı hâk ile yeksân felek.
Yorumlar
Tüm Yorumlar
Yorumlar