Soner Yalçın isimli mâlum gazeteci, meydanı boş bulunca kurusıkı sallamışsın; Türkçüleri kendin gibi bilgisiz sanıyorsun sanırım!(Not: Kürsüdeki kardeşimin ya da herhangi bir Doğu Türkistanlı kardeşimin sesini duyurmasına yardımcı olan siyasi parti, kurum ya da kuruluş beni ilgilendirmiyor. Beni sadece, hâlen “Esir Kalmış Türk Yurtları” ilgilendiriyor.)
Soner Yalçın 29.01.2021 tarihli Sözcü gazetesindeki yazısında özetle; SSCB döneminde bağımsızlık savaşı veren “Esir Türkler”in CİA ve BND tarafından desteklendiğini savunarak, bugün bin bir zorlukla bağımsızlık kazanmış Türk yurtları için; neredeyse “keşke esarete devam etselerdi” demeye getirmiş! SSCB dağılınca bunun(asimilasyon) gerçek olmadığı ortaya çıkmış! Doğu Türkistan’ın da, Çin Devleti’nin son 5 yılda büyümesi ve dünya devi olması nedeniyle ortaya çıktığını savunacak kadar millî, tarihî ve insani bir gafletin içerisine düşmüştür.
Bay Soner, seni de mi Doğu Türkistan adındaki Türk ismi rahatsız etti? Liseden sonra, hayatında hiç Türk tarihi okuma girişimin oldu mu? Eğer olmuş olsa, Uygur isminde bir Türk devleti olduğunu duyardın ya da Kaşgar adında bir Türk yurdu adını da duyardın. Bunları duymadın, bari Kaşgarlı Mahmud adını duysaydın(!) Ben sana öğreteyim o zaman.
Uygur ismi ile ilgi Kaşgarlı Mahmud sözün aslının “khudkhur” olduğunu, bu ismin değişikliğe uğrayarak Uygur adını aldığını, bunu Farsça bilen bir Karahanlı Şehzadesinden duyduğunu ifade etmektedir. Macar bilim adamları ise, bu ismin yerine “Munkacsi” ifadesini kullanmaktadırlar.(Togan 2019; s203) Togan’ın da ifade ettiği gibi; Uygur, Ogur, Yugur şeklinde tarihî kayıtlarda bulunan boyun Türk olduğu, dünyanın bütün tarihçilerince kabul edilirken; bizdeki bir takım “güruh” tarafından, -utanmalasar neredeyse- Uygurların Türk olmadığı da savunulacaktır.
ELIZABETH E. BACON, Esir Orta Asya adlı kitabında “Orta Asya Türklerinin; Rus idaresine girdiğinden beri, Türkistan kültürünün birçok değişikliklere uğradığını; hem Çarlık, hem de Sovyet devrinde hükûmetlerin esas gayelerinin; buradaki Türkleri RUSLAŞTIRMAK olduğunu ifade eder. Sovyet politikası, ekonomik sistemi ve Sovyet Rus değerlerinin, Türk halkına zorla kabul ettirilmesiyle bu işin hızla yapılabileceği sandıklarını ancak “Soner Yalçın gibilere rağmen” başarısız olduklarını ifade etmektedir.(Bacon, s.215)
Çarlık hükûmetleri yeni bir kültürel değişikliğe teşebbüste genellikle çok ihtiyatlı davranmıştır. Sovyet liderleri ise, böyle bir tereddüt göstermeden kontrolü ele geçirir geçirmez; hızla değişiklik için baskıya başlamıştır. Sovyet liderleri, yerleşik çiftçi hayatının daha yüksek ve arzulanır bir tarz olduğu fikrindedir. Hem de göçebelerin daha zor kontrol edilebileceğinin farkındadırlar. Bu sebeple hemen harekete geçerek, en kısa zamanda göçebeleri toprağa bağlayıp kabileler arası akrabalık bağlarını koparmağa çalışmışlardır. Bu yapılanlardan sonra, kabilelerin sosyal ve politik hayatlarının devam edemiyeceğine inanmışlardır.(a,g.e s130) Sayın Soner Yalçın gibiler pek bilmez bugünkü Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan ve dahi tüm Türk yurtları SSCB devrinde sürgünlere, katliamlara, çeşitli soykırımlara uğramıştır. Sayın Yalçın, acaba hiç kendine sorar mı, bu saydığım bütün Türk devletlerin her birinin neden farklı bir Kril Alfabesi kullanmaktadır? O çok sevdiği Rusların Türk Dili’ni yok etmek istemelerinin nedenini hiç düşündü mü? Ben, sen ve senin gibilere öğreteyim de; sen de git hocana öğret!
Büyük Türkçü İsmail Gaspıralı, Soner Yalçın’nın da âşık olduğu SSCB’nin; 1930 yılından sonra Türk yurtlarında kullanılan Latin Alfabesini zorla terk ettirildiğini ve yerine 24 farklı Kril Alfabesine geçildiğini ifade eder. (Gaspıralı 2006: s. 261-262)
Sayın Yalçın gibiler şunu sorabilir, 24 farklı Türk boyu mu vardı da bu karar çok alfabe ortaya çıkmıştır? Ona da yine Gaspıralı cevap verir “Bu alfabeler tespit edilirken; Güney Azerbaycan(İran adlanan ülkedeki soydaşlarımız) için ayrı, Kuzey Azerbaycan(Bugünkü Azerbaycan) için ayrı; Afgan Özbekleri için ayrı, Özbekistan Özbekleri için ayrı; Uygur Kazakları için ayrı, Kazakistan Kazakları için ayrı, Çin Kazakları için ayrı; Sovyet Türkmenleri için ayrı, İran Türkmenleri için ayrı, Afgan Türkmenleri için ayrı şeklinde; SSCB’deki bütün Türk topluluklarını önce sürgüne yollamış sonra onları bölmüştür, daha sonra ise; bu toplukların her birine ayrı bir Kril Alfabesi uydurmuştur. (aynıyer) Soner Yalçın gibilerin âşık olduğu SSCB’de bu sayı, toplamda 24’e ulaşmıştır.
Dil neden önemlidir, SSCB neden bu yolu seçmiştir? Bugün bir avuç Yunanlı, dillerini koruduğu için hayatta iken; onlardan çok çok sonra yaşamış Memlük Kıpçaklarından geride sadece bize miras bıraktıkları eserler kalmıştır. Onlar neden yok oldu bilir misin Sayın Soner, sana onun da hikâyesini öğreteyim. 1518’de Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Mısırda hüküm süren Memlük devletini yerle bir etmiştir. Memlük(Kölemenler) Devleti yöneticileri Türk olan, ancak halkı Arap olan bir devlettir. Memlük Türkleri Mısırı yönetettikleri zaman, bugün elimizdeki Kutadgu Bilig Mısır Nüshası ve Türkçe gramer kitaplarını da; Araplara Türkçe öğretmek için yazdırmışlardır. (Ercilasun 2020; s. 296) Ne yazık ki savaş sonrası, Memlük Türklerinin geri kalanı dillerini kaybettiği için yok olmuş; O gün Osmanlıları yönetenler de Soner Yalçın gibi milliyet düşüncesine bir hayli uzak olduklarından, elhamdülillah (!)Arapça öğrenmiştir(!)
1518 yılından geriye kalan 1 tane Memlük Türkü gösterebilir misin? Yoktur, 500 yılda yok olup gitmiştirler. Yunanlılar kaç bin yıldır hayatta bilgisi var mı acaba?
Uygurlara geri dönecek olursak, Kaşgar isminde bir Türk yurdu duydu mu? Kaşgarlı Mahmud’un adını “çan-çin-çon” mu sanıyor? Binlerce yıldır Türk yurdu olan yerlerde şimdi kimler var, bilgin var mı?
Uygur Türklerin yakın tarihini kısaca şu şekilde açıklayabiliriz: 716 yılında Bilge Kağan yazıtında adını gördüğümüz Doğu Türkistan(Uygurlar) Cengiz İmparatorluğunun devamın olan Timur döneminden sonra; yüzyıllar boyunca Batı Türkistan Rusya, Doğu Türkistan ise Çin tarafından işgal edilmiştir. 1755 yılından başlayarak 1870 kadar uzanan süreç sonunda Yakup Bey; 1870 yılında Çinlilere karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Bu 110 yıllık süreç “Çin istilası” ve ona karşı koyma çabaları ile geçen yakın dönem Doğu Türkistan tarihindeki ilk süreçtir. 1870 yılında kazanılan zafer, Yakup Bey’in ömründen öteye gidememiştir. Yakup Bey’in 1877’de ölmesiyle beraber Zo ZUNG Tang komutasındaki Çin ordusu tüm bölgeyi işgal etmiştir. 18 Kasım 1884 yılında Çin İmparatorunun emriyle bölgeye “yeni toprak” anlamına gelen “Şin Cang” olarak adlandırmışlardır. (İlkil Kurban 1995: s.84-85; R. Kutay Karaca 2007 ) Bu tarihten sonra Soner Yalçın ve Perinçek gibi Türklük karşıtlarınım adlandırdığı, “Şincan-Sincan Uygur bölgesi” ismi olarak iddia edilmiştir. Soner Yalçın gibiler Yakup Bey İngilizlerden, ondan çok sonra ortaya çıkan Osman Batur da Amerikalılardan destek aldı gibi; “kendisine yakışır” bir ifade kullanabilirler. Dünya üzerinde hiçbir millet ferdi yoktur ki, mensubu olduğu binlerce yıllık milletin yok edilmesine gönlü razı olsun. Bu tavır sadece Soner yalçın ve yardakçılarına yakışır bir tavırdır, onlar da zaten layığını yapmaktadırlar(!)
Devamında İkinci Çin istilası da Çinliler için bölgede tam bir istikrar yaratamamış, 1931 yılında Hoca Niyaz Hacı liderliğinde Kumul’da (Hami) isyanı başlamıştır. Bu isyandan sonra Türkistan’da Enver Paşa’nın da dâhil olduğu bir grup daha görülmektedir. Bu isyan bütün Türkistan’a yayılmışa da, başarılı olamayarak Rusya’nın 1937’de Türkistan’ı işgali ile sona ermiştir. Hoca Niyaz ve isyana katılan liderler de öldürülmüştür. Batı Türkistan zaten Rusya işgalinde iken, Doğu Türkistan zaman zaman Çin ile Rusya’nın paylaşamadığı bir ülke konumuna gelmiştir.
1940 yılına gelindiğinde bu defa Altay Vilayetinde Esim Han idaresinde isyan başlamıştır. Bu isyana Osman Batur’un, 1944 yılında Alihan Töre’nin katılımı ile Doğu Türkistan Cumhuriyeti Kurulmuştur. Bu arada Osman Batur’un akrabası olan Kasen Zengi başkanlığındaki bir heyet, Osman Baturla görüşmüş ve ona «silahınızı teslim edin. Elinizdeki 5-10 silahla bir şey yapamazsın. Silahını ver kendi milletin içinde kal» demişse de, Osman Batur kabul etmemiş, «…silahımı size teslim etmem ve tek başıma kalana kadar hükûmetle savaşırım» şeklinde cevap vermiştir. (Çandarlıoğlu 2006; s.35-36)
Ne yazık ki bu isyan da 1949 yılında başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1955 yılından itibaren de Doğu Türkistan, resmen Çin devletinin toprağı kabul edilmiştir. Soner Yalçın Çin’in son beş yılda büyümesi nedeniyle Doğu Türkistan’ın dünya gündemine geldiğini üfürse de, gerçekler yukarıda açıkladığım şekilde olmuştur. O tarihten bu yana da işgal altındadır. Soner Yalçın, Perinçek ve yardakçılarının Türk isminden pek hoşlanmamaları nedeniyle, zaman zaman “Şinçan/Sincan” olarak adlandırılan “Doğu Türkistan Türk Yurdudur” ve öyle kalacaktır. Kaman AFŞAROĞLU. ilimga.com.tr.
Kaynakça:
BACON, E. Elizabet, Esir Orta Asya, Tercüman 1001 Temel Eser (Çeviren: Tansu Say), 79
ÇANDARLIOĞULU, Gülçin (2006), Özgürlük Yolu-Nurgoçay Baturun anısıyla- Osman Batur, Doğu Kütüphanesi, İstanbul
ERCİLASUN, A. Bican (2020), TÜRK DİLİ TARİHİ- Başlangıçtan Yirmi Birinci Yüzyıla-, Akçağ, Ankara
GASPIRALI İsmail (2006), Kendi Kalmeminden- İSMAİL BEY GASPIRALI’NIN İdealleri İşleri Tavsiyeleri ve Haberleri I, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul
KARACA, R. Kutay (2007 ) Akademik Bakış, Cilt 1, Sayı 1 Kış
KURBAN İlkil (1995); Doğu Türkistan İçin Savaş, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara
TOGAN, Z. Velidi (2019), Umumi Türk Tarihine Giriş, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul


