DERLEME: ÇOMÇALI GELİN İSİMLİ YAĞMUR DUASI OYUNU
Böyüklerimiz yağmur yağmaz, ekinlerimiz gururdu. Bizi de annennelerimiz, babaannelerimiz; bize “Çomçalı Gelin” diye bir şey vardı, onu yaptırırlardı. Bize böyüklerimiz derdi ki; “mahallenin çocukları gelin toplanıñ, bir Çomçalı Gelin yapıñ; Çomçalı Gelin oynayıñ”, derlerdi. Bu oyunu oynayan çocuklar, 7-8 yaşlarında olur ve genelde kızlar oynarız; bazen de karışık oynarız. Biz de, her biri yarım metre uzunluğunda iki tane deynek buluruz, iki deyneği “T” harfi gibi bir birine bağlarız. Ondan soñra bebek kıyafeti geydirriz. gafasına bere, tellik, şapka ne olursa onu geydirriz. Boynuna kurdale; kırmızı, yeşil reñkli kurdale bağlarız. Bu bebeeñ adı, “Çomçalı Gelin”dir. Bu, bizim eskiden köyümüzüñ tılsımıydı. Bu yaptığımız bebeeñ gollarıñdan dutarız; iki kişi, köyüñ altından(*köye dışarıdan gelenlerin ilk girişi) başlarız. Biz mahallede gaç arhadaş varsa, onlarla köyüñ girişiñden oyuna başlarız. Oyuna başlarken, bebeemiz “Çomçalı Gelin”iñ gulaana hepimiz bir bağırı bağırı; yüksek sesle, “ Çomçalı gelinimiz, Allah’ımızdan bize yağmır iste” deriz. Sıradan, evlere gideriz ev ev dolanırız; “Çomçalı gelin çom ister, bir gaşıcık yağ ister, yağ olmazsa bulgur ister, bulgur olmazsa, bir kaşıcık salça ister, salça olmazsa tuz ister, tuz olmazsa çomçalı gelin sağ olsun”, deriz. Ondan sonra, mahallelerimizi ev ev dolanırız; kimi bulgur verir, kimisi yağ verir, kimi salça verir, kimi tuz verir, kimisi biber verir, kimi yeşillik salatalık, domates verir. Bu bulguru, yağı, salçayı verenler her ev malzemeyi verdikten sonra; üzerimize bir tas ya da gapla, suyu üzerimize doğru serperler. Bu suyu serperken de, “Elim hamır, kıçım çamır ver Allah’ım ver; bir güzel yağmır” derler, böyle üzerimize suyu serperler. Biz de ıslanırız, gülerek kaçarız. Yağmır yağsıñ diye böyle yaparlar. Ekinlerimiz çok susamıştır, kuruma hâlindedir. Onun için biz bu oyunu oynarız. Bütün köyü gezeriz. Biz de vardığımız her eviñ önünde “Elim hamır, kıçım çamır ver Allah’ım ver sicim gibi bir güzel yağmır” diyerek, hoplayarak oynayarak gezeriz. Gısır köftesi için ne gerekse, her şeyimizi böyle toplarız. Birimiziñ bahçesine gederiz, bu malzemeleri yoğurmâyâ başlarız. Köfteyi yerken, yağmır dutar. Allah’ım bir yağmır verir, yemee bile yarım yeriz. Yağmır dutunca hoplar zıplar, Allah’ıma dua ederiz. Ekinlerimiz sulanıır; ekinlerimizin, suya ihtiyacı galmaz. Biz de Allah’ımıza hamd ederiz, şükrederiz. Hepimiz bir ellerimizi göğe galdırırız; Allah’ım bizi duyduuñ, dileklerimizi gabul ettiiñ, der; hoplayarak, zıplayarak evlerimize dağılırız. Böyüklerimiz de bize alhış ederler, dua ederler. “Ne muradıñız varsa o olsun, anañız babanız sağ olsun, Allah da size ne istiyosañız onu versin; size böyle Alhış ediyok”, deller. Esgiden “ahlış ediyok” derler, esgiden dualar “alhış”dı. Ben küçüklüğümde bunu çok yaptım, çok da dediğimiz oldu. İstediğmiz oldu, ekinlerimiz sulandı, yağmır yağdı. Ekinlerimiz buğda oldu. Çomçalı gelin’iñ duası gabul oldu. Bu da bizim köyümüzüñ bir geleneğiydi. Hep çocuklarımız Mayıs ayınıñ ortasında falan, on beşi gibi; biz bunu yapardık ve yağmır da yağardı. Bizim köyümüzde böyüklerimiz “Afşar” olduğumuzu derlerdi.
K.K: Nahide BEKİROĞLU, 1955 Doğumlu, Kahramanmaraş, Okuryazar
Derleyen: Kaman AFŞAROĞLU
“ÇOMÇALI GELİN” İSİMLİ OYUNUN (YAĞMUR DUASI) KAHRAMANMARAŞ/AFŞAR VARYANTI VE İNCELENMESİ
Derlemiş olduğum “Çomçalı Gelin” isimli oyun; elbette ki birçok araştırmacı tarafından, ülkemizin en saygın uzmanları tarafından derlenmiş, araştırılmış ve açıklanmıştır. Öyle de olsa, her yeni araştırmacının mutlak suretle bir katkısın olacağını düşünmekteyim. Bu nedenle bu yazımda, kendim de küçüklüğümde oynamış olduğum bu oyunun değerlendirmesini yapmaya çalışacağım.
“Çomçalı Gelin” isimli oyunun tahlilini yapacak olursak, önce isminden başlamak gerekir. Çomça, ne demektir? Ya da neden Çomçalı Gelin? Gibi sorularla başlarsak, doğru sonuca ulaşabileceğimizi değerlendirmekteyim. Kaynak kişimize “Çomça” kelimesinin, ne olduğunu sorduğumuz zaman; “Sulu yemekleri doldurmak için kullanılan, uzun kulplu, ağız kısmı çukurca; bir tür kaşık”, şeklinde cevap alıyoruz. Divanü Lûgat-it Türk ile başladığımızda; “Çom” ile alakalı olduğunu düşündüğüm şu kelimeler karşımıza çıkmaktadır; Çomınmak: Batmak, dalmak; Çomurmak: Batırmak; Çomırmış: Sulu şeyleri almağa mahsus kepçe, Çömçe: Kepçe, çömçe; Çöm-: dalmak, çimmek. Yine aynı Kökten geldiğini değerlendirdiğim şu sözcükleri de eklemek isterim; Çulık: Çulluk, üveyik büyüklüğünde alacalı bir su kuşu çuluman: su birikintisi(Kençekçe)*, Çum-: insan suya dalmak, Çumruş: dalmakta yardım ve yarış etmek, Çumtur: çimdirmek, Çumur-: suya dalıp batırmak, Çumuş-: Suya dalışta yardım etmek, Tuvalet yerine kullanılan; Çumuşluk: Aptashane, ayakyolu. Muhtemeldir ki, idrar yapmak tabiri olan “su dökmek”le ilgili olarak bir sözcüktür. Dilimizde bugün hâlen kullanılan “çöödürmek: çömelerek idrar yapmak” kelimesinin de bu kökten geldiğini kabul etmek durumundayız. Yine dilimizdeki çömelmek fiilinin “çömmek” eyleminin de, tıpkı banyo yapmak için oturmak anlamıyla alakalı olduğunu değerlendirilebilir. Aynı şekilde “çömçük kemiği” denilen kalçanın iki yanında bulunan kemiğin de “çöm”, yani oturak kemiği anlamında olduğunu biliyoruz.
Divanü Lûgat-it Türk ile devam ettiğimizde “Çabak: Türk gölünde bulunan bir balık; Çagı: Şarap, bira; Çaklanmak: Çalkalanmak, Çalpanğ: sıvık, çamur, Çalma: kerme, kemre, koyun ağıllarında veya deve ahırlarında toplanıp kurutularak kışın yakmak için kesilen kese; kuru tezek. Çıktur-: ıslatmak, ıslak yere koymak, Çılan-: yaşlılıktan ıslanmak, at terlemek; Çılaş-: ıslatmakta yardım etmek; çılat; ıslattırmak, atı terletmek; Çowlı: tutmaç süzgeci, (Kençekçe)”şeklindedir. Barthold’un ifade ettiği “Comak: Uygurlarca ve bütün Müslüman olmayan halk tarafından Müslümanlara verilen ad; Müslüman” şeklindedir. (Atalay 2018 C.IV: 157; Barthold 2017: 104) Her şekilde “Çom” kelimesinin, su ile ilgili bir ifade olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Kaşgarlı da, ça/çi/ço/çö/çu/çü kökünden türetilmiş birçok sözün kökeninin; Kençekçe olduğunu bildiriyor. Barthold, “Kençekler”in kim oldukları ile ilgili Türk olmadıklarını iddia etse de Togan, Kençeklerin; Hunlar zamanındaki “Kanglı” ve “Kenger”lerle bir olduğunu ve Türk olduklarını iddia eder ki, bizce de doğru bir tespittir. (Bkz. Umumi.Türk Tarihine Giriş B/1h.72) Yine aynı “Çom” Kelimesi ile ilgili olduğunu düşündüğüm ve Kaşgarlı’da geçen “Çomak” ile ilgili Barthold, “Güney Rusya’da mallarını, ürünlerini arabaya koyarak köylerde ticaret yapan küçük tüccarlara Çumak deniyordu.” (Barthold 2017:104)Şeklinde ifade eder. Barthold’un kelimenin kökenine ilişkin verdiği bilgi çok önemlidir. Orta Asya tarihinde ya da dünya tarihinde, yeni bir dine meyletmek; elbette ki zenginliği beraberinde getirmek zorundadır. Kılıçla ya da misyonerlikle, hangi şartla yeni bir dine geçiş olursa olsun; gelen bu yeni dinin zenginlik gibi çok önemli vaadinin olması gerekmektedir. Yukarıda “Çom” kelimesini kökeninin su ile alakalı olduğunu gördükten sonra, ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır; Çom+ak sözünü ek ve köküne ayırırsak, bir fiili sıkça yapanı gösteren fiilden isim yapma eki olan “-ak/-ek” eki olduğunu görmekteyiz(dön+ek, kork+ak misallerinde olduğu gibi). İslamiyet öncesi Türk ve Moğol tarihi ile ilgili seyahatnameleri incelediğimizde, zorlu hayat şartları gereği ve bazı inançlar nedeniyle; yıkanma âdetinin az olduğu seyahatnamelerden anlaşılmaktadır. (Bkz: Plano Carpini) Çomak/Cömük/Cumuk isminin, yeni dinin getirdiği yıkanma ya da abdest alma âdetiyle ilgili bir isim olması gerekir. Çünkü Kaşgarlı bu ismin; Müslüman olmayanlar tarafından, Müslüman olanlara verilen genel bir ad olduğunu belirtmektedir. Çomak isminin, ticaret yapanlar anlamından anlaşılması gereken; elbette ticareti temiz giysili, bakımlı insanların yapabileceği düşünülmelidir. Elbette yeni din de, zenginlik getirmelidir. Togan, “Asıl vatanları Harezm’de olan olan Çığrak (Cuğram) Türklerinin Kafkasya Derbendi, Horasanda, Belh civarında, Kırım’da, Kaşgar civarında kolonilerini olduğunu ve Buhara mıntıkasını ilk imar eden Türk kabilesi olduğunu belirtir ve Çimkent ismini de Çömükkent ismini onlara ait bir şehir ismi olmasından aldığın ifade eder”. (Togan 2019:72-73) Çumak isminin, İslamiyet’in etkisi ile birlikte yıkanmak anlamının olduğu ve su ili ilgili olduğu anlaşılır. Çöm-: dalmak, çimmek ve Çom-, kullanımıyla Kaşgarlıda da görmekteyiz. Oyunda söylenen “Çomçalı gelin çom ister” ifadesindeki “çom” istemek, elbette tam olarak “su ya da yıkanmak” istemek olmaktadır. Türkçemizdeki birçok kelimelerin kökeninin de, yansıma ses olduğunu düşünüldüğünde; havadaki buğu’un gecenin serinliği ile birlikte bitkilerin üzerinde toplanan küçük su damları olan “çiy” ya da ağızlardaki kullanımı ile “çii”de, aynı kökten gelen bir sözdür ve “Çi: Yaşlık. Çi yer= yaş yer” şeklinde Kaşgarlıda açıklanmaktadır.(Kaşgarlı 2018, c. III, s.207) muhtemeldir ki bütün bu “ç” ile başlayan sözcüklerin kökeni buradan gelmektedir. Türkçemizdeki su “şırıltısı” aslında, “çırıltı ile şırıltı arasında bir sestir”. Lehçelerde de “ş>ç” değişimi de bununla ilgili olmalıdır. Ergin’de bu harflerin tanımında şöyle der, “damak-diş konsonantları: c,ç,j,ş bunlar, dilin ucunun ve ön tarafının diş yuvası veya sert bir damağa teması veya yaklaşması ile teşekkül eden konsonantlardır.”(Ergin 2019: 64) Zaten herhangi bir dökülen bir su sesini dinlediğimizde, aslında şı-çı arasında bir ses çıkardığını duyabiliriz. Sonraki yıllarda ticaretin gelişmesi ve zenginleşme ile ticaret mi İslamiyet’i getirdi, İslamiyet mi ticareti getirdi bu soruya şunu cevap verebiliriz; Selçukluların ve Satuk Buğra Han’ın İslamiyet’e geçişlerinin, siyaseten ve ticareten hamleler olduğunu bildiğimizden. Kençeklerin dilindeki “Çom” kelimesinin daha sonraki bir devrede genelleşerek, “Çomak” adının genel bir ad olduğunu değerlendirmemiz gerekmektedir. Kaşgarlıda da “Çom” sözcüğümüzün; hem isim, hem fil; ortak kök, olduğunu anladıktan sonra, “Çömçe kullanımının yanında “Çömüç” kullanımının da olduğunu bize belirtiyor. Eski Türkçe’deki –gıç/giç/guç/güç eki, fiilden isim yapım ekidir ve yapan, olan veya yapılan nesneleri karşıladığından (süz-güç); bu eki alarak sözcüğümüz ilk başta “Çöm+güç” hâlini aldığını yani; banyo yapma eylemini yerine getiren alet olduğunu öğreniyoruz.(Örn: Süz+geç, süzme eylemini yerine getiren alet) Eski Türkçe’de hece başı ve sonundaki “g”ler düştüğünden zamanla, erken dönemde “Çömüç” hâlini aldığını kabul etmek durumundayız. Daha sonra da Eski Türkçeden günümüze, Çömçü>Çömçe şeklini aldığı düşünülmelidir. Çömçe/Çomça; Çömme ya da çimme, banyo yapma eylemini gerçekleştiren eşya anlamdadır. Banyo yapma eylemini gerçekleştiren anlamında kullanılan “Çomça” kelimemizin etimolojik ömrü bu şekilde olmuştur. Daha sonra –lı,-li,-lu,-lü isimden isim yapım eki almıştır. Bu ek de sahiplik isimleri yapmaktır. Çomçalı Gelin”den anlaşılması gereken ifade; elinde yemek kepçesi bulunan gelin değil, banyo yaptırmak ya da çimdirmek, ıslatmak için elinde banyo yaptırma çomçası olan gelin olarak anlaşılmalıdır. Oyunda kıyafet giydirilen bebeğimiz daha doğrusu kaynak kişimizin ifadesi ile “köyün tılsımı’nın adı, “Çomçalı Gelin”dir. “Âdeta bir tiyatro oyunu gibi canlandırılan ritüelle, Tanrıya denilmektedir ki; “Ulu tanrı bak, senin banyo yaptıran gelinin giyindi hazır çimdirmek/çomdurmak, banyo yaptırmak istiyor ama su yok; “Çomçalı gelin çom ister” yani banyo yaptırmak ister, ver Allah’ım ver; sicim gibi bir yağmur” denilmektedir. Bir dua ya da hâlen köyümüzde kullanılan adıyla, alhış/alkış edilmektedir. Bu alkıştan sonra yağmurun yağdığının belirtilmesi de, duanın kabul olduğunun ifadesidir. Köprülü, “Güzel san’atlar ismi altında toplanan şiir, musiki, heykeltrâşî, resim, mimârî raks” önceden dinden yani dinî âyinlerden doğmuş, uzun müddet tamâmiyle dinî bir mahiyette kalmıştır. İnsan cemiyetlerinde insanlığın zihnî faaliyeti yavaş yavaş “dinî şekiller”den “Ladinî=dindışı” mâhiyetini alır ve itikadları doğuran faaliyet, san’at eserlerini de vucûde getirir. İptidâî kavimlerde birtakım dinî temsiller vardır ki, yalnız icrâ edilişleri bakımından değil gâyeleri bakımından da tamâşâ eserlerini hatırlatır. Bu gibi merâsim görünüşte de bir eğlenceye benzer: katılanların gülüp eğlendiği açıkça görülür. (Köprülü1980: 68) şeklinde açıklar. O hâlde bu oyunumuz da aslında, önceki devrelerde bir ayin iken; zamanla oyun hâline gelmiştir. Oynanış amacı, oynanış şekli, yapılan dualar da zaten bunun kanıtıdır. Dünyanın birçok toplumunda yağmur’un yağmaması nedeniyle gerçekleştirilen “yağmur duası” ritüeili, Türk Milletinin hafızasında da olması gerekirdi. Türk Şamanizmi inancı döneminden kalma bir ritüel olan “Çomçalı Gelin”, aslında bu inançlardandır ve dinî bir ayindir.
A. İnan bu ritüelle ilgili olarak, M. Şakir Ülkütaşır’dan aktardığı “Çömçeli Gelin Oyunu” ile ilgili çocukların üzerine su dökülmesinin “yada/cede taşı” efsanesi ile ilişkilendirmektedir “Türk kavimlerinde çok eski devirlerden beri yaygın bir inanca göre, büyük Türk tanrısı Türkler’in ceddi âlâsına yada(yahut cada/ yat) denilen bir sihirli taş armağan etmiştir ki; bununla istediği zaman yağmur, kar, dolu yağdırır, fırtına çıkarırdı. Bu taş her devirde Türk kamlarının ve büyük Türk komutanlarının ellerinde bulunmuş, Şamanistlere göre, zamanımızda da büyük Kamların ve yadacıların ellerinde bulunmaktadır. Anadolu’nun bazı bölgelerinde, yağmur duası” ile ilgili gelenekler arasında kırk bir taşa dua okuyup suya atmak âdeti tesbit edilmiştir. Bu âdetin de “ cada taşı” efsanesiyle bağlı bir gelenek olması mümkündür. Yağmur duası namazı kılındıktan sonra imamı yakalayıp suya atarlar, birbiri üzerine kova ile su dökerlerdi.”. (İnan (1986:165)Şeklinde değerlendirmektedir. Kaynak kişimizin de aktardığı, çocukların üzerine su serpilmesi elbette ki bu ritüelin bir yansımasıdır. Elbette ki bu oyunda da; Yada Taşı ile ilgili olması gerektir, bütün araştırmacılar bu görüştedir. Divanü Lügât-it Türk’e göre Yat: Taşlarla yağmur ve rüzgâr için yapılan kamlık; yada taşı ile yapılan bir türlü Kam’lık, kahinlik. –Çı: Şaman. Yatla–= Yada taşı ile afsun(Büyü) yapmak. Yatlat–= Yada taşı ile okutmak. Yada taşının yağmur yağdırdığı hakkında birçok kaynakta bilgi verilmektedir ancak, Yada Taşı ile afsun(büyü) yapıldığı hususu pek bilinen bir konu değildir. Kaşgarlı eserine aldığına göre muhakkak ki, Yada taşı ile; yağmur ve rüzgârın dışında bir de büyü yapılmaktadır. Şeklinde açıklanmaktadır, ancak ne yazık ki nasıl olduğu ile ilgili başka yeterli bilgi bulunmamaktadır.
TDK “Tılsım” sözcüğü ile ilgili, “Arapça bir kelimedir, doğaüstü işler yapabileceğine inanılan güç”, şeklinde cevap vermektedir. Bu tılsımlı taşın, İbn Fadlan’ın ifadesiyle Hz. İbrahim’e dayandırıldığı ile ilgili rivayetini Togan, bunu “İranlılar gibi Yahudilerde bütün milletleri kendi nesillerinden göstermek için, muhtelif kavimlerin isimlerini kendi ananelerince malum isimlerle birleştirmişlerdir.” (Togan 2018: 32)Şeklinde izah eder bizce de çok doğru bir tespittir. Yukarıda gerek ayinin yapılışı, gerek kullanılan ifadelerin kökeninden anlaşılacağı üzere, kesinlikle Türk Şamanizmi inancının bir ritüeli olduğu ve millî kimliğimizle birebir uyumlu olduğudur. Dünyada ve Türk Şamanizmi inancında en güçlü Kam’lar(Şaman); genelde kadın Kam’lardır, bu nedenle “Çömçeli Gelin”de kadın Kam’dır. Türk Şamanizmi inancının da bir devresinde, kadınların ibadet etmesi yasaklanmış olsa da; bu oyunda genellikle kız çocuklarının bu ritüeli gerçekleştiriyor olması, İsrailiyyattan çok daha evvelki devirlerin bir yansıması olduğunu ortaya koyar. İsrailiyat ya da İslamiyet’te sadece kadınların ya da kızların gerçekleştirdiği herhangi bir ritüel yoktur. Belki başka yörelerde, köyün erkeklerinin toplanıp dua ederek imamı ıslamaları; İslami varyantı olarak değerlendirilebilir, ancak bu köyde tamamı kız çocuklarından olan bir ritüelin yapılması; Togan’ın doğru bir tespitte bulunduğunu gösterir. “Çömçeli Gelin” isimli oyunumuzu, bu açıdan da değerlendirmek durumundayız. Bu oyunda tamamen kız çocuklarının olmasını, ritüelde yaratılan bebeğimiz; “Çomçalı Gelin”in, insan suretine büründürülmesi, boynuna kırmızı ve yeşil renkli kurdele takılması, tamamen Türk Şamanizmi inanıcının ilk devirlerine hatta yaratılış mitlerine kadar gittiğini değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk Mitolojisinin Altay, Yakut, Çuvaş Mitolojilerinde Yaratılıştan önce her yerin su ile kaplı olması ve “Ak Ana”ın Tanrı Ülgen’e yarat diyerek; dünyayı yaratması ile alakalı olduğunu düşünülmelidir. Umay/Ak Ana/ Toprak Ana şeklinde farklı isimlerle anılan varlık, temelde aynı varlıktır ve farklı Türk boylarında zamanla görev ya da isim değişikliğine uğramıştır. F. Bayat, bununla ilgili olarak “Tuvalıların bir diğer varlığı olan ve Emegelçi(nine) dedikleri demonik varlık, Yer Ana’ya benzer ve ev ruhu olarak tasavvur edilir. Emegelçi, çocukların mutluluğunun ve sağlığının koruyucusudur. (Bayat 2007: 27) “Çömçeli Gelin” isimli bebek/ Ongun ya da Tılsım, köyün tılsımı olduğuna göre; elbette ki bir koruyuculuk vazifesi vardır ve özellikle bu oyunda çocukların kullanılmasının yaratılışa, Ülgen’e “yarat” diyen Ak Ana’ya kadar uzandığını kabul etmemizi gerektirmektedir. Çünkü Ak Ana/Umay isimli varlığın en önemli özelliğinden birisi “çocukları korumak ve onların mutluluğunu sağlamaktır.” Belki dilimizdeki “Çocukları duası kabul olur” deyimi de, yine Ak Ana ile ilgilidir. Bütün bu delilleri değerlendirdiğimizde, “Çomçalı gelin” isimli oyunun Türk Şamanizmi inancının bir ürünü olduğu ve oyundan ziyade “Türk Şamanizmi” inancından kalma bir ritüel olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Kaynaklar:
BARTLOLD, Wasili Wiladimiroviç (2017), Orta Asya Türk Tarihi-Dersleri-, Divan Kitap, İstanbul
ERGİN, Muharrem (2019),Türk Dil Bilgisi, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, s.64
KÖPRÜLÜ, M.Fuad (1980), Türk edebiyatı Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s.68)
İNAN, Abdulkadir (1986) Tarihte ve Bugün ŞAMANİZİM Materyaller ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu, Ankara, s. 165.
ATALAY, Besim (2018), Kâşgarlıı Mahmud- Divanü Lûgat-it Türk, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, s.759
TOGAN, Z.Velidi (2019) Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019, s.32
BAYAT, Fuzuli (2007),Türk Mitolojik Sistemi II, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s.27



