Mademki Kaman’ım yine doğarım.
Ateşe atalar kül yesin beni.
Goncalar açılsın dökülsün kanım.
Açılsın goncalar gül yesin beni.
Âlemi ayırdım kendi faslına.
Hayat olan benim insan nesline.
Asıl olan bir gün döner aslına.
İzlerim silinsin yel yesin beni.
Ölürsem mezarım kazmayın boşa.
Pare pare edip atsınlar taşa.
Yem olam kurda ve yem olam kuşa.
Dört yanım çağlasın sel yesin beni.
Kaman ister döner feleğin çarkı.
Kim yapar sanarsın kim yıkar barkı.
Suretin manadan bulunmaz farkı.
Sözlerim gizlensin dil yesin beni.
1. Kıta: Madem insan Tanrı ise, her şey bir döngü içinde olduğuna göre; o zaman ben ölsem de yeniden doğarım. Ateşe atsınlar beni, nasılsa geri doğacağım ve kendimi külümden geri yaratırım. Goncaların açılmak için suya ihtiyacı vardır, gül bülbülü kendisine âşık edip yanına çağırır ve ona figan ettirir. Gül bülbüle karşılık vermediği için bülbül ona yaklaşmak ve sesini duyurmak ister. Garip bülbül figanının duyulmadığını sanar ve güle yaklaşmak isteyince, gülün dikeni batar ve bülbülün bütün kanı güle akar. Gül, bülbülün kanını içer bu sayende hayatta kalır ve aynı zamanda gülün rengi bülbülün kanının rengini alır; işte bu nedenle gül hep kıpkırmızı açar. Gül bahçesi aynı zamanda harlı olur ve bu har bülbülü yakar. Bu nedenle ölen bülbülün rengi kül rengi olur. “Goncalar açılsın, yani goncalar figanımdan açılsın; aynı zamanda kanımla açılan goncalara yem olayım “gül yesin beni”. Bu kıtanın anlamı aynı zamanda “Hz. İbrahim’in ateşe atılması olayı anlatılmaktadır. Gül, bülbül, kül, ateş mazmunu ile beni ateşe atsınlar kül beni yakar ve İbrahim gibi yeniden doğarım ve o ateş gül bahçesine döner. Çünkü ben de Kaman’ım.
2. Kıta: Âlemi, yani evreni iki fasıl hâline getirdim. Üzerinde yaşanılan dünya ve öbür dünya. Evrende her şey de ikilik var; yer-gök, ölü-diri, ak-kara, güney-kuzey, doğu-batı, iyi-kötü, erkek-dişi, akıl-gönül. Tanrıya ulaşmak ikiyi bir etmekle, yani tasavvufta ya da Kamanlık felsefesinde; Tanrıyı yeryüzünde var olan her şeyde görmekle mümkündür. Bütün bu bölümleri görmek, onları anlamak ve onlarda Tanrının varlığını görmektir. Onları ayırdım ve kendimle bir bütün olarak gördüm. Evreni yarattım ve yaşamın kaynağı da benim. Ben insana kendimden olanı verdim ve ona yaşam olduysam, bir gün onu geri alıp aslına geri döndürürüm; çünkü her şey aslına geri döner. Yel elbette zaman anlamındadır ve hem zaman benim izimi silsin, insana benim varlığımı unuttursun; hem de benim izimi kaybettirsin. Hem eleştiri kaybettirsin, hem de zaten olması gereken.
3. Kıta: Günümüz inançlarında insan öldüğünde mezar kazar ve onu yıkayıp gömerler ya da yakarlar ve küle çevirirler ki; her ikisi de arınmanın sembolüdür. Oysa ben insanı zaten tertemiz yarattım. Siz onu gömerek ya da yakarak kimden kaçırıyorsunuz! Oysa evrende hiçbir şey yok olmaz, sadece boyut değiştirir. Bir ağaç parçalanırsa odun olur, odun yanarsa duman olur, ısı olur, kül olur. Su da öyle değil midir? Önce buz olur donar, sonra, erir sıvı olur, sonra buhar olur ve göğe yükselir; siz onu yok oldu sanarsınız ama o asla yok olmaz, sadece şekil değiştirir. İnsanı neden yakarsınız? Neden insana işkence edip onu gömersiniz veya yakasınız? Onu yok edemezsiniz. O hâlde onu dağlarda kayaların üzerine bırakın ve kurtlar kuşlar yesin. Kurda kuşa yem olsun; kurt olsun, kuş olsun. Dört yanım çağlasın; yani dört yön, dört element; ateş, toprak, hava ve su. İnsanı yaratan da bu değil mi? Ulu Han Ata ve Ulu Ay Ana da böyle yaratılmadı mı? “Sel oldu ve balçık insan şeklindeki mağaralara doldu, 4 unsur(4 element) birleşti ve 9 ay sonra peynirden kurt çıktığı gibi topraktan insan çıktı”. Tanrıyı unutan insanın dört yönü, 4 elementi çağlasın, inlesin ve 4 element geri aslına dönsünler. 4 büyük Kaman dahi bunlardır. Tekrar sel olsun, tufan olsun, Ak ana geri gelsin ve aynı döngü geri başlasın. Zaten bu böyle olmaktadır.
4. Kıta: ilk anlamı Kaman ister, yani Kaman istediği için dönüyor feleğin çarkı; ikinci anlamı ister dönsün ister dönmesin anlamındadır. Kim yapar sanarsın kim yıkar barkı. Bark; ev, dünya anlamındadır. Yıkar, yapar yine bir döngüyü ifade etmektedir. Kim denilerek soru sorulmakta bilindiği hâlde sorulan bir soru mu, yoksa bilinmiyor mu?. Suret, görünüş demektir. Görünüşün anlamdan hem farkı yoktur, hem de farkı çoktur. Aslında farkı yoktur görünüşte gizlidir her şey ama insanoğlu onu kolay kolay göremez. Zaten Tanrıyı ya da beni herhangi bir şeyde göremeyen, hiçbir şeyde göremez. Bu nedenle benim sözlerim de gizlensin ve dilim anlaşılmasın; çünkü ben Kaman olduğumu söylüyorum. İkinci anlamı da dilimin gerçek anlamı gizlensin, beni yanlış anlasın insanlar ve beni cezalandırsınlar; dil benim başımı yesin, çünkü ben Kaman’ım. Kaman Afşaroğlu



