TÜRK ŞAMANİZMİ İNANCINA GÖRE ADAK, HAYVANLARI KESMEK DEĞİL; DOĞAYA SALIVERMEKTİR.(En eski devirlerde)

Dîvânü Lügât-it Türk’e göre Mınğar: pınar su, kaynağı olarak geçer. Cennet ise, Süt Akgöl ya da Uçmak olarak ifade edilir. Radlof’un bize aktardığı bilgiler bu nedenle çok değerlidir. Radlof, Erlik ile ilgili şunları söyler; “takip edilen zavallı insan kalbi bu Erlik’ten nasıl korkmasın? Çünkü bütün kötülük ondan gelir. O insanı günaha sürükler, ona hastalığı musallat eder, ölümü göndererek onu yakınlarından ayırır. Büyümede anormallik, hayvan hastalığı ve fakirlik gibi şeylerin hepsini de Erlik gönderir. Bu yüzden insan için Erlik’i saymaktan, ona baba ve reis demekten ve bol kurban takdim ederek kendisine kazanmaktan daha mühim bir vazife mevcut olamaz. İnsan doğacağı zaman Bay Ülgen oğluna emir verir, o da babasının emrini yerine getirir ve cedlerin ricası üzerine doğumu Yayuçi’lardan birine havale eder, bu da Süt-Ak Köl’den hayat kuvveti alarak yeni doğanı dünyaya çıkartır. (Rodlof, 1956: 12) Pınarlardan akan suyun da, kutsal olduğu değerlendirilir ve Süt Akgöl’den geldiğine inanılır, bu nedenle Pınarlar kutsaldır ve pınar başları adak yerleridir. Çocuğu olmayan kadınlar yaratılışla ilgili olarak, Pınar başlarında adak adayıp dua ederler. Türk milleti, kendini besleyen ve barındıran ırmakla dağı bu nedenle kutlu bilir.
Adak ile ilgili, “Beyaz(ak) yaratıcı” ise, diğer yaratıcı ruhların en üstünde olandır. O, büyük bir varlık ve iyi bir ruhtur. Kâinatı o yaratmıştır. Dünyayı idare eden de odur. İnsanlara yaratıcı gücü ile çocukları o verir. Yerin ve toprağın verimli olmasını da o sağlar. Hayvanların çoğalması ve bolluk da onun desteği ile olur. Yeri, havayı ve insanları o yaratmıştır. İnsana can (Kut) veren de odur. Fakat bu büyük yaratıcı, diğer küçükler gibi insanların özel işlerine karışmaz. Onların zengin olması için özel bir etkide bulunmaz. Şahsi dileklerini de dinlemez. Ancak insanlara yardım ederek, onları çaresiz bir ölümden kurtarabilir. Bu yardımını da her zaman yapmaz. Ancak bu lütfunu, büyük efsane kahramanları için gösterir. Bu sebeple Yakutlar, bu büyük yaratıcıyı diğerlerinden ayırırlar ve ona “ Canlı kurban” verirlerdi. “ Canlı Kurban” , hayvanları başıboş bırakmaktır. Kurban olarak başıboş bırakılan hayvanlardan artık istifade edilmezdi. Onların ne eti yenir, ne sütü içilir ve ne de yük hayvanı olarak kullanılırdı. Eski zamanlarda Yakutlar at sürülerini canlı olarak doğu bölgelerine sürerlerdi. (Pekarskiy, Sözlük /, s. 47; ÖGEL, 1931: 367) Burada günümüzde “adak” ismini almış olan bu kurbanlar ile ilgili Kaşgarlı, ıdh; salmak, göndermek; serbest bırakmak”, ton ıdh-; elbise göndermek, donatmak; şeklinde cevap verir. Burada “ton” don, kıyafet; ıdh ise yine göndermek anlamındadır. Idhıl-; Salıverilmek, boşanmak, Idhınçu saç; erkeğin sonradan bırakılan saçı. Idhuk; kutlu ve mübarek olan; aslında sahibinin yaptığı bir adak için saklanarak yünü kırkılmayan, sütü sağılmıyarak başıboş bırakılıp salıverilen her hayvana bu ad verilir” şeklindedir.(DLT, C IV: 214-215) DLT’de’ Idh, sözcüğünden türeyen bütün kelimelerin salıvermekle ilgili olduğu görülmektedir. Burada “Yer-Su” olarak adlandırdığımız su kaynağı “cennet- Süt ak göl”den geldiğinden ve Erlik handan gelebilecek bir zarardan korkulduğu için ona adak sunulmaktadır. Yine bir döngüyü ifade eden kutsal sayılan Dilek Ağacının da burada olması, Türk Şamanizmi inancından kalma bir ritüel olduğunu ortaya koyar. Burada sadece günah- ceza nedenselliğinden ziyade; yaratılış ile ilgili bir inanç olsa gerekir. Bu kesilen kurbanın aslında daha önceki devirlerde salıverildiği açıktır. Ne zaman kesilen bir kurban hâline dönüştüğü bilinmese de, İslamiyet’le olduğu düşünülebilir. İslam inancında cansız kurban ritüeli yoktur. Bu nedenle elbette İslamiyet’le birlikte kurbanı salıverme kesme şekline, Erlik ismi de Allah’ın cezalandırmasına dönüşmüş olmalıdır. Radlof ve Kaşgarlı’nın bize aktardığı bilgileri ve bizdeki “Yer-Su” olarak adlandırdığım bölgenin coğrafi özelliklerini bir bütünlük içinde değerlendirecek olursak; bu ritüel kesinlikle günah-ceza değil, “Yaratılış ve Yer-Su” inancı ile ilgili bir ritüel olmalıdır. Aynı zamanda “Idh-” ise, yukarıda görüldüğü üzere “salmak, göndermek, Tanrıya sunmak ve adak” ıdh>adh kökünden türediği ve “Idhuk; kutlu ve mübarek olan; aslında sahibinin yaptığı bir adak için saklanarak yünü kırkılmayan, sütü sağılmıyarak başıboş bırakılıp salıverilen her hayvana bu ad verilir” adının da; ı>a ve a>u ses değişimi nedeniyle “adh+ak” şekline geldiği ve “h” sesi düşerek günümüzdeki “adak” adını aldığı anlaşılmaktadır. Daha da geride Orkun yazıtlarında “KT G7 ve BK K7’de “ı-” sözünün “göndermek” anlamında olduğu görülmektedir. Aynı zamanda “ıd-” şeklini de BK D35’de görmekteyiz.”(Tekin, 2016: 49)

Yorumlar
Tüm Yorumlar
Yorumlar