TÜRKLÜK İLE TÜRK VATANDAŞLIĞI TANIMI BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR! TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR!

Türkiye Türk vatandaşlarının değil, Türkiye Türklerindir! Görseldeki Divanü Lügât-it Türk’te yer alan ve Ilımga Dergimizin imleği(logosu) olan haritaya göre (Kâşgarlı’ya göre), dünyanın merkezinde Türkler vardır (haritaya göre Balasagun); bu nedenle anayasamızın merkezinde Türkler olmak zorundadır!

Akçura’nın da belirttiği gibi Osmanlı Devletinde üç önemli düşünce akımı ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki Hükûmet-i Osmâniyye(Osmanlıcılık), ikincisi hakk-ı Hilâfet’in Devlet-i Osmâniyye(*Hilafetçilik/Ümmetçilik/İslamcılık) ve üçüncüsü ırk üzerine müstenid bir “Türk milliyyet-i siyâsiyyesi” (Panturquisme), yani Türkçülük.(Yusuf AKÇURA, Üç Tarzı Siyaset, Ötüken s. 15) Bu üç düşüncenin ülkenin her kurum, kuruluş ve alanında da takipçileri olmuştur. İlk grup olan Yeni Osmanlıcılık grubunun temsilleri Şina Yeni Osmanlılar olarak adlandırılan bu grubun düşüncesi “Fransız Tipi Milliyetçilik” olarak ortaya çıkmıştır ve Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa bu akımın öncüleri olmuştur. Daha sonraki dönemde özellikle II. Abdulhamid tarafından desteklenen ikici düşünce ise “Ümmetçilik” düşüncesidir. Ümmetçilik düşüncesinin isimlerinden kimisi Yeni Osmanlılar grubuna dâhil edilse de, temelde iki düşünce birbirinden ayrı akımlardır. İslamcılık Sıratı Müstakim Dergisi: Mehmet Akif, Volkan gazetesi: Derviş Vahdeti, Beyanülhak Gazetesi: Mustafa Sabri Efendi gibi yayınlar etrafında toplanmışlardır. Üçüncü grup ise Türkçülük akımının öncüleri Ahmed Vefik Paşa ile başlayarak Süleyman Paşa, Ali Suavi ve Şemseddin Sâmi ile devam eden ilmi Türkçülük hareketleri asrın; sonlarında biraz daha yayılmış ve Bursalı Tâhir Bey gibi, Veled Çelebi gibi Necib Asım gibi Türkiyat bilgisi alanında var kuvvetleriyle çalışan değerli şahsıyetler yetiştirmiştir. Bu şahsıyetler bu düşünceyi yirminci yüzyılda da devrederek özellikle 1908 Meşrutiyetinden sonra daha verimli bir çalışma zemini bulmuşlardır. Bu grup ise başta Ömer Seyfettin, Ali Canip, Mehmet Emin Yurdakul gibi aydınlardır. Türkçülük grubuna Ziya Gökalp de dahil edilse de, ben onu Türkçülük grubundan ayırmayı doğru buluyorum. Şimdi bizim Türkçülerin de bir kısmı zıplayacak fakat, kimse kusura bakmasın Türk İslam Sentezciliğini başımıza bela eden ilk kişilerden birisi önce “Türkçülüğün Esasları”nı yazan ve daha sonra çark ederek “Türkleşmek İslamlaşmak Muassırlaşmak” eserini yazan Ziya Gökalp’tir. www.İlimga.com adresinde yayın yapan dergimizin 21.Ocak’ta yayınlayacağım makalemde daha ayrıntılı yazdım, okumak isterseniz bunu tartışabiliriz. Türk İslam Sentezciliği ile Kemalist Türkiye’nin anayasamızdaki Türk tanımı melez bir vatandaşlık tanımıdır.

TÜRK MÜ, TÜRKİYE VATANDAŞLIĞI MI?

Yanılıyorsunuz! Arap, Fars, Yunan, Türk gibi adlandırmalar; belirli bir topluluğun etnik kökenini ifade eder. Bu nedenle bir şekilde Türkiye’de doğmuş olan Arap, Çerkez, Ermeni, Kürt her kim varsa; bunların hepsi Türk vatandaşı olabilir, fakat hiçbiri siz istediniz diye Türk olamaz. Anayasamızın 66. Maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür” şekilde tanımlanmıştır ve hatalı bir tanımlamadır. Türk kimliği, Latince Jus sanguinis tanımıyla açıklanamaz. Bir tarihte anayasamızda bu şekide tanımlandı diye, bu sonsuza kadar doğru kabul edileceği anlamına gelemez. Dil bilime göre bazı sözlerin zamanla anlamı daralabilir, örneğin; “oğul” sözcüğü eskiden ” yavru, çocuk” anlamında hem kız hem de erkek çocuklar için kullanılan bir sözcük iken, bugün bu sözcük “sadece erkek çocuklar” için kullanılmaktadır. Örneğin “Rum” sözcüğü Selçuklu döneminde “Rum ülkesi ve Roma vatandaşlarını tanımlarken, Osmanlı döneminde Türkleri de içine alan Anadolu vatandaşlarını ifade etmiştir; günümüzde Cumhuriyet döneminde ise, sadece Rum etnik topluluklarını anlatan bir tanıma dönüşmüştür. Bazı sözcükler de genişleyebilir; örneğin koyun, hayvan adı iken ve şeytan bir melek adı iken; günümüzde belirli bir insan topluluğunu ifade etmek için kullanılmaktadır. Türk adı da Tanzimat döneminde Osmanlı ülkesinde yaşayan Müslüman halkı kastederken, günümüzde Macaristan ile Çin Seddi arasında kalan Türk milletini kastetmektedir. Bu nedenle Türk tanımı da yeniden düzenlenmek zorundadır. Örneğin 400.000 dolara Antalya’da ev satınalan Katarlı Salavat, Türkiye vatandaşı olabilir ama hiçbir zaman Türk olamaz! Katarlı salavatın 7 göbek torunu da sonsuza kadar Türk olamaz! Rusya vatandaşı Temir’in de hiçbir zaman Rus olamaması gibi, Jus sanguinis tanımının canı cehenneme! Türk’ün tanımı Eski Türk yazıtları ve Divânü Lügat-it Türk’ten ilham alarak “Türk ananın ya da Türk babanın çocuğu” şeklinde ve bütün dünya Türklerini de kapsayacak şekilde düzenlenmelidir. Görseldeki harita Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügât-it Türk’ünde dünyanın merkezine Türklüğü koyduğu dünya haritasıdır. Dünyanın geri kalanı dünya düz mü, kare mi diye tartışırken bin yıl önce dünyanın yuvarlak olduğunu düşünen Kaşgarlı; dünyanın merkezine de Türklüğü koymuştur. Vatandaşlık kavramı farklı bir konudur, isteyen herkese kanuni sartları oluşturması durumda verilebilir. Nitekim şuanda mevcut hükûmetin, para ile vatandaşlığı sattığı söylenmektedir; Türklük farklı şeydir, Türk vatandaşlığı farklı şeydir. İkisi bir birinden ayrılmalıdır ve Türkiye Türklerindir, geri kalanlar vatandaştır! Kaman Afşaroğlu

Yorumlar
Tüm Yorumlar
Yorumlar