TÜRK DESTANLARI, EFSANELERİ VE TÜRK ŞAMANİZMİNDE KURT FİGÜRÜ

TÜRK DESTANLARI, EFSANELERİ VE TÜRK ŞAMANİZMİNDE KURT FİGÜRÜ
Özet:
Bu makalede özetle Türkler ve akraba topluluklar için kutsal sayılan hayvanlardan en önemlilerinden olan Kurt incelenecektir. İncelenen kaynaklarda iki türlü kurt görülmektedir; ilki soyun dayandırıldığı dağ kültünün uzantısı olan dişi kurttan türeme, ikincisi ise totemizmin de etkilediği bayrakları süsleyen yardımcı ruh ya da kurtarıcı kurttur. Biz bu makalemizde her iki kurt figürünü de destanlar ve Türk Şamanizmi açısından ele almaya çalışacağız.
Giriş:
Türk dilinde iki kurt vardır. İlki bildiğimiz vahşi ve yırtıcı bir hayvan olan “börü” olarak adlandırılan kurt, ikincisi ise küçük böcek türüdür.(DLT, IV s.108-383) Ögel bu iki zıt anlamın aynı isimde nasıl buluştuğuna dikkat çekmiş ise de bir anlam veremediğini ve karanlıkta kaldığın belirtmiştir. (Ögel, 2010: 15) Ögel herhangi bir yorumda bulunmasa da, biz köylü olmanın vermiş olduğu tecrübe ile hayvan olan kurdun girdiği sürüdeki bütün hayvanları öldürene kadar durmadığını biliyoruz. Böcek olan kurt da girdiği sebze ya da ağaçların özünü yiyerek o ağacı kemirip bitirene kadar yemeye devam etmektedir. “İçini kemiren kurt” deyiminde de, kuruntunun insanı yiyip bitirdiği anlamı kullanılmaktadır. Bu bakımdan iki canlının da girdiği yeri toptan yok etmesi nedeniyle, benzer adları aldığı şeklinde değerlendirmeyi doğruya yakın bir yorum olarak görmekteyiz. Moğolların da girdiği bütün orduları kadın çocuk demeden toptan yok etmesini, bu hayvanı kendilerine örnek almalarına bağlasak sanırım yanılmış olmayız.
Sir Gerard Clauson ise Türkçede aynı hayvan için “kurt ve börü” olarak iki isim kullanılmakta olduğuna dikkat çekmiştir.(Clauson, 2021: 186)
Büyük Türk tarihinde bilinen ilk Kurt efsanesi Wu-Sunlar ve Hunlar arasında geçen efsanedir. Bu efsaneye göre Hun kralı Wu-sun kralını öldürür ve kralın oğluna acıyarak onu çöle atar, çöle atılan bu çocuğu ilk önce bir karga besler, daha sonra ise bir kurt emzirir. Bunu gören Hun kralı çocuğun kutlu bir çocuk olduğunu anlar, yanına alıp büyütür ve babasının ülkesini ona geri verir.(Ögel, 2010: 14)
Ögel, Kao-çı (Töles)’ların kültürü başlığında ise Çinlilerden aktardığı bilgiye göre 450 yılından sonra beş Töles boyunun bir araya gelerek kurt sesini taklit ederek şarkılar söylediğini, bunun nedenin kurttan türemelerine bağladıklarını belirtmiştir. Ögel, Çinlilerin belirttiği bu şarkıları “uzun hava” ve “maya” tipine benzetmiştir. (a.g.e. 17)
Köprülü ise; Çinlilerin belirttiğine göre, Köktürklerin kurt neslinden geldikleri için topluca şarkılar söylediklerini –Huvey-huların neslinden geldikleri için- kurt sesini taklit ettiklerini ve seslerini titrete titrete şarkı söylediklerini aktarmaktadır.(Köprülü, 1966: 159) Bu şarkıların gırtlak müziğinin en eski şekilleri olduğunu ekler.
“Ergenekon menkabesinin ve Totemizm’in diğer kalıntısı da, Kırgızlar’ın Gök-Böri (Boz-Kurt) ve Kaşgarlılar’ın Oğlak adını verdikleri milli bir oyunda kendini gösterir: Bu oyun birtakım atlıların, kesilmiş bir oğlağı kurtlar gibi biribirinin pençesinden almak üzre mücadelelerinden ibarettir.”(a.g.e. 130) Türk Şamanizmi inancına göre bütün yaşam doğanın ve hayvanların taklit edilmelerinden ibarettir. Gök-Böri isimli oyunda da kurt saldırıları taklit edilmiştir. En güçlü kurdun alfa kurt olarak sürüyü yönetmesi gibi, bu oyunun kazananı da toplumda önemli bir saygınlık elde etmektedir.
Bir diğer efsanede ise şöyle bilgi verilir “Kao-çı Kağanının çok akıllı iki kızı varmış. (*Bazı kaynaklar üç kızı vardı, diyorlar). Bu kızlar o kadar akıllı ve o kadar iyi imişler ki, babaları şöyle bir karara varma zorunda kalmış. Kağan demiş ki: “Ben bu kızları, nasıl insanlarla evlendirebilirim! Bunlar o kadar iyi ki, bu kızlar ancak Tanrı ile evlenebilirler!” Bunu diyen Kağan, kızlarını alarak götürmüş ve bir tepenin başına koymuş. Burada kızları, Tanrı ile evlensinler diye beklemiş. Kızlar bu tepede Tanrıyı bekleye durmuşlar. Aradan epey zaman geçmiş. Ama ne Tanrı gelmiş ve ne de onlarla evlenmiş, Kızlar böyle bekleşe dururlarken, tepenin etrafında, ihtiyar ve erkek bir kurt görünmüş. Kurt, tepenin etrafında dolaşmağa başlamış ve bir türlü de, orasını bırakıp gitmemiş. (Küçük) kız kurdun bu durumunu görünce şüphelenmiş ve kardeşine: “İşte bu kurt Tanrının ta kendisidir. Ben inip, onunla evleneceğim,” demiş. Kardeşi, gitme, diye ısrar etmiş ama, kız dinlememiş. Tepeden inerek kurtla evlenmiş ve bu suretle Kao-çı halkı, bu hükümdarın kızı ile kurttan türemiş”.(Ögel,2010: 18-19) Ögel bu efsaneyi yorumlarken diğer Göktürk efsanesinde kurdun dişi, Oğuzname’de ise kurdun erkek olmasını, mağara figürünün olmamasını, kurtla kızın nerede yaşayıp nerede türediklerinin belli olmadığını belirtir. Bu tepeyi kutsal dağ, demir dağ ve Ergenekon ile ilişkilendirir. Devamında Yakinef’den örnek verir ve özellikle tarihî metinler için “önemli olan, metnin ruhuna varmak ve yazarın o çağdaki düşüncesine inerek, ne demek istediğini anlamaktır”. (a.g.e 19) şeklinde öğütlemektedir. Biz de bundan cesaret alarak burada doğruya ulaşmak adına kendi yorumumuzu yapma cesaretini göstermekteyiz. Bilimsel olarak; bu efsanede yer alan kağan kızı ile kurdun çiftleşmesi ve bu çiftleşmeden bir çocuk olması, Meryem’in babası olmadan çocuk dünyaya getirmesi kadar imkânsızdır. İlk efsane bir Türk efsanesidir, ikincisi ise Yakuboğulları’nın efsanesidir.
Bir diğer efsane olan Ergenekon olarak da adlandırılan efsane ise “Göktürklerin menşei ile ilgili birinci efsane şöyledir : “Göktürkler (T’u-chüeh), eski Hun’ların (Hsiung-nu) soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise, A-şi-na (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir. (Sonradan çoğalarak), ayrı oymaklar halinde yaşamağa başladılar. “ Daha sonra Lin adını taşıyan bir memleket tarafından mağlup edildiler. (Mağlûbiyetten sonra Göktürkler), bu memleket tarafından, soyca öldürüldüler. (Tamamen öldürülen Göktürkler içinde), yalnızca on yaşında bir çocuk kalmıştı. (Lin memleketinin) askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce, (ona acımışlar ve) onu öldürmemişlerdi. Yalnızca çocuğun ayaklarını kesmişler ve bir bataklık içindeki otlar arasına bırakarak (gitmişlerdi). “(Bu sırada) çocuğun etrafında dişi bir kurt peyda oldu ve ona et vererek (çocuğu) besledi. Çocuk, bu şekilde büyüdükten sonra da, dişi kurtla karı-koca hayatı yaşamağa başladı. Kurt da çocuktan bu yolla gebe kaldı. (Göktürkleri mağlub eden ve hepsini kılıçtan geçiren Lin memleketinin ) kıralı, bu çocuğun halâ yaşadığını duydu ve onun da öldürülmesi için askerlerini gönderdi. Çocuğu öldürmek için gelen askerler, kurtla (çocuğu) yanyana gördüler. Askerler kurdu öldürmek istediler. Fakat kurt (onları görünce) hemen kaçtı ve Kao-ch-‘ang ( Turfan ) memleketinin kuzeyindeki dağa gitti. Bu dağda, derin bir mağara vardı. Mağaranın içinde de büyük bir ova bulunuyordu. Ova, baştanbaşa ot ve çayırlarla kaplı idi. Çevresi de birkaç yüz milden fazla değildi. Dört yanı, çok dik dağlarla çevrili idi. Kurt, kaçarak bu mağaranın içine girdi ve orada on tane çocuk doğurdu. “Zamanla bu on çocuk büyüdüler ve dışarıdan kızlar getirerek, onlarla evlendiler. Bu suretle evlendikleri kızlar gebe kaldı ve bunların her birinden de bir soy türedi. (îşte Göktürk devletinin kurucularının geldikleri) , A-şi-na ailesi de (bu On-boy’dan) biridir. “Onların oğulları ve torunları çoğaldılar ve yavaş yavaş yüz aile haline geldiler. Bir kaç nesil geçtikten sonra, hep birlikte mağaradan çıktılar. Ju-ju’lara (yani Juan-juan devletine) tabi oldular. Altay (Chinshan) eteklerinde yerleştiler. Bundan sonra da Juan-juan Devletinin demircileri oldular…”(a.g.e 21) Bu ikinci efsane de yer alan yeni bir dünyaya açılan kutsal mağara figürü dünyanın birçok toplumunda görülmektedir. İslam dini efsanelerinde de aynı figür İslam peygamberini gizleyen Sevr dağındaki mağaradır. Bu olayında kaynağı bir efsanedir ve birçok din bilimci tarafından çeşitli yönlerden eleştirilmektedir. Bize göre de her iki mağara figürü de düşmanları tarafından öldürülmek üzere aranan kurtarıcıyı gizleyen kutsal mağara figürüdür. Bu bakımdan Arap mitolojisinin Ergenekon’u Sevr dağı ve bu dağda İslam dinin yalvacını gizleyen mağaradır. Bu bakımdan Göktürklerin atası sayılan bu çocuk da Türklerin yalvacıdır ve Bumın Kağan olmalıdır. Neden Bumın Kağan olduğu konusunu henüz yayımlamadığımız bir makalemizde uzun uzun açıkladık, bu nedenle ayrıntıya girmeyeceğiz.
Bütün toplumlarda gördüğümüz dağ kültü “Eski Yunanlılarda Olimpos, Filistin Yahudilerinde Tur-i Sina, Mekke Araplarında Arafat, Hintlilerde Himalaya, eski Moğollarda Burkhan-Haldun gibi. Bir Çin kaynağının verdiği malumata göre dağ kültü kuzeydoğu kavimlerinde de yaygındı. Mançurya’da VI. yüzyılda yaşayan Mohe ulusu Aktağ adını taşıyan bir dağı tanrı bilir ve ona tapardı. Bu dağdaki kurt, ayı ve kaplan gibi canavarlara dokunmazlardı” (Hyacinth, II, 114; Radloff, 2008: 250) Yukarıda Kao-çı Kağanın kızlarını yüksek bir tepeye bırakarak bu dağın Tanrısı olarak gördükleri kurtla evlenmeleri kurt efsanesi, mutlaka dağ kültleri ile ilişkili olmalıdır.
“Ulusal Kütüphanedeki Oğuzname’de kuşkusuz Moğol efsanesinin de yankısının tesirile, rehber hayvan teması en belirgin şeklini almıştır. İki evlilikten sonra Oğuz tahta çıktığı zaman dünyanın fethine başlar. O zaman “gün ağarırken Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. Bu ışıktan mavi tüylü ve mavi yeleli bir kurt çıktı. Bu kurt, Oğuz Kağan’ın önünde durdu ve kendisine seslendi… Oğuz, ben senin önünde yürüyeceğim”; ve kurt dört savaşta aynen tekrarlandığı şekilde, Oğuz’un ordusu önünde yürüdü, gerektiğinde durdu ve tekrar yola koyuldu (O.n., satır 138-159, 217-225, 257-259, 288-291). Efsanede hayvan ordunun önünde yürümekledir. Günlük olaylarda, hayvan şu veya bu şekilde, kendi resmi veya kendi bedeninin kısımları ile (kemik, kafatası, kuyruk) süslenmiş küçük bir bayrak (veya flama) ile temsil edilmektedir. Açıktır ki, bu bayrak, saf şaman ideolojisinde, ruhsal bir desteğe dönüşmüştür. Onun bünyesine yerleşen, rehber nitelikli bir bireyin ruhu veya bu grubun kollektif ruhudur. Ecdat hayvan ile halk arasında daha önceden kurulmuş ayrıcalıklı bağlar, hayvanı rehber olmaya sevkeder. Tu-kiu’lerde, doğal olarak rehber mavi kurt’tur “Han, çadırını Ötüken dağının üzerine kurdurmuştu. Çadırının kapısına, tepesinde altından yapılı bir kurtbaşı bulunan bir sancak çektirmişti” (1.25, sf.181). “Tu-kiu’ler, kendi sancakları ve filamalarının tepesini altından bir kurt kafası ile süslerlerdi… bu suretle, kurttan gelmiş olduklarına ait hatıra kaybolmamaktadır” (aynı yer, sf.9; 1.6, sf.220). Burada Çin kökenli olan açıklamanın geçerliliği reddedilmekle beraber, olayın kendisi kabul edilmektedir. Kafatasına gelince, bunun, iyi bir heykelcikten ziyade (bununla birlikte, işkillerdeki bayrak başlıklarına bkz.)-, altın levhalarla kaplanmış (kupaların yapıldığı kafataslarında olduğu gibi) bir kafatası olduğuna daha fazla inanma eğilimindeyim.”(Roux, 1994: 173-174) Oğuzname’de yer alan Kurt figürünün ise Arvak/ Ervah ya da Erk Hayvanı olduğu açıktır. Her Kaman’ın (şaman) kendisine özel bir ervahı(yardımcı ruh)vardır. Altaylı kamlar bu özel ruha tös [töz], Ya¬kut oyun “ ijâkil” (=ana-hayvan) ya da emeget, Türkistanlılar ve Kırgız baksıları ise “arvak” derler.(İnan, 1986: 81) Oğuz Kağan’a yardım eden ve savaş zamanı ortaya çıkarak onuna gideceği yeri gösteren gök yeleli kurt, efsanedeki rolü bakımından yardımcı ruh olmalıdır. Az ileride bu kurdun Moğol etkisi ile destanı eklenmiş olma olasılığı üzerinde durulacaktır.
Roux, Türklerin ve Moğolların insanları özellikleri bakımından “tilki gibi kız, kurt gibi erkek” şeklinde hayvanlara benzetme alışkanlığına sahip olduklarını, bunun totemizm bağlantısı ile alakalı olması gerektiğini bildirir ve Oğuz tamgalarını da bunlarla ilişkilendirir.(Roux, 1994: 176) Elbette toplulukları ve kişileri günümüzde isimlendirirken onun hareketlerine, fiziksel özelliklerine, kişilik özelliklerine göre tanımlamaların yapıldığı bilinmektedir. Bu tamgaların oluşumunda özelliği bilinen yırtıcı ile bir ilişki kurulmuş olmalıdır. Fakat Oğuzname’de yer alan gök yeleli kurt, gerçekte bir yardımcı ruh olmalıdır ve Oğuz Kağan ise bir şaman olmalıdır.
Clauson “Kurt Ata” efsanesi ile ilgili iki ihtimali değerlendirir. İlki Jordanes’in Avrupa Hunları için cadıların ve İskit çöllerinde dolaşan kötü ruhların şeytani birlikteliklerinden doğduklarını ileri sürmesi gibi öykülerle ilgili olasılığı(Thompson, 1948: 19) değerlendirir ve düşmanlara hayvan ata atfetmeyi olağan kabul eder. İkinci olasılığı ise çarpıtılmış olabileceğini ileri sürer ve Roux’un dikkat çektiği Türklerde hayvan adlarının özel isim olarak kullanılması geleneğinden bahseder ve 13.yüzyılda bir Kıpçak Türkünün babasını adını Ak Bars olarak söylediğinde onun gerçekten beyaz bir parstan türediğine inanmamıza bir Kıpçak’tan fazla kimsenin şaşırmayacağını belirtir.(Claunson, 2021: 194) Yani destanda geçen “Kurt”un da, Kurt gibi ata ya da şamanların erk hayvanlarının adıyla anıldıklarını bildiğimizden “Kurt Şaman” ifadesinde aslında yardımcı ruhu kurt olan şaman olarak yorumlamamız gerekmektedir. Şimdilik yeni keşifler yapılana kadar sanırım akla en yatkın açıklamalar Claunson tarafından yapılmıştır ve devamında daha da önemli bir noktaya işaret eder; “Batı Türkü ile kurtlar arasındaki efsanenin sarsıntılı temellere dayanmış olabileceğini, kurt başlı flama ile ilgili öykünün karıştırılmış olabileceğini değerlendirir ve sonuncunun önemli bir sınav olabileceğine dikkat çeker. Hanlık flama ve bayrakların aranacağı en doğru yerin Han mezarları olacağını, fakat Batı Köktürklerin hanlarının mezarlarını bulunamadığını belirtir. Buna karşılılık Batı Köktürklere ait zengin mezarlarında bulunan arslan, ayı, erkek geyik, keçi, İskit canavarı gibi birçok hayvan figürüne karşın kurt figürünün bulunmadığını açıklar ve erken dönem Çin efsanelerince anlatılan kurt öykülerinin ve Oğuzname’de anlatılan efsanenin Moğolca’dan geliştirilmiş olmasını gerçeğe yakın bulduğunu belirtir.(a.g.e 196)
Türklerde görülen kurt başlı sancak için ise, eski Türklerin sancak yerine tuğ kullandığını, bu ifadenin Moğollar’a da geçtiğini ifade eder. Türklerde en eski dönemden itibaren “yak öküzünün” kuyruğundan yapılan bir flamanın kullanıldığını ve bunu en çok 9 tuğdan oluştuğunu, Osmanlılara kadar 9 sayısının sürdüğünü belirtir. Tamgalar ile flama ve bayraklardaki şekilleri ilişkilendirir. Kültigin ve Öngin yazıtında kurt yerine bir dağ keçisini bulunmasına dikkat çeker ve bir Türk hakanı için dikilmiş bir yazıtta kurdun bulunmamasını, dağ keçisini bulunmasını oldukça sıra dışı kabul eder.(a.g.e. 190) Bu bilgi bize göre en akılcı yaklaşım olmalıdır.
Başka bir Yakut efsanesinde ayın küçülmesini kurtların onu yakalayıp yemesine ve yutmaya çalışmasına bağlarlar. Benzer efsane Goldeler ve İskandinav Edda’sında da bulunmaktadır.(Harva, 2015: 151) Türk Şamanizmi’nin Gökbilimle ilişkisi ne yazık ki yeterince araştırılmamıştır. Biz de bu eksikliği yazdığımız ve yazacağımız yazılarımızla kapatmak için bir kapı aralamak niyetindeyiz. Türk destanları, mitolojisi ve Türk Şamanizmi’ne yönelik en büyük yanlışlığın; bütün bu hayvanlarla ilgili yapılan öykülerin yanlış yorumların nedenin, hayvanlar ve gök ilişkisinin yeterince fark edilememiş olmasında yattığını düşünmekteyiz.
Örneğin Kırgızlar, Yakutlar, Altay Türkleri gibi uzak Türk toplulukları uzun yüzyıllar dış etkilerden uzak yaşamıştır. Kırgızlar, Küçük Ayı kümesinin Kutup yıldızına en yakın olan ve bir yay meydana getiren üç yıldıza “ ip” adı verirken, aynı kümenin diğer iki büyük yıldızını ise bu ipe bağlı iki at olarak tasavvur etmişlerdir. Bu atlardan bir tanesi beyaz, diğeri de mavi/boz renktedir. Büyük Ayı kümesinin yedi yıldızı ise, “ yedi muhafız” olarak adlandırılır; bunların görevi atları uluyan kurtlardan korumaktır. Kurtlar, atları avlamayı başarırlarsa, dünyanın sonunun geleceğine inanılır. Bazı bölgelerde, Büyük Ayının yedi yıldızının atları takip eden kurtlar olduğu anlatılır; inanışa göre, kıyamet gününden ilk önce kurtlar, atları yakalayacaklardır. Minussinsk bölgesi Tatarları da, kıyamet gününde “yedi köpeğin” zincirlerinden boşanacaklarına inanırlar. Buradaki yedi köpek, Büyük Ayı yıldızlarını ifade etmektedir. Diğer yıldızlar gibi, Büyük Ayı yıldızlarının dünya sütununa bağlı olduğu, eğer herhangi bir sebeple yıldızların ipleri kopacak olursa, çok büyük sıkıntılar meydana geleceğine inanılır. Güney Rusya Slavları arasında anlatılan bir efsanede Küçük Ayı kümesi, bir köpeğin bağlı olduğu zincir olarak tasavvur edilmekte ve inanışa göre, zincir kopup, köpek serbest kaldığında, dünyanın sonu gelecektir. (Harva, 2015: 154) Gök cisimler konusu daha ayrıntılı anlatılacağından bu konuya girmiyoruz. Fakat şunu biliyoruz ki gökyüzünde yer alan yukarıda adı geçen bütün hayvanlar semboliktir. Yunan mitolojisindeki gibi gök cisimlerinin hayvanlara benzetilmesi Türk Şamanizmi’nin de özelliğidir. Bu bakımdan yukarıda destanlarda geçen “kurt” sembolleri Claunson’un tespit ettiği gibi ya bir benzetme ya da yardımcı ruh olmak zorundadır.
Sonuç:
İskitler’de neredeyse hiç görmediğimiz; Hun, Göktürk ve Moğol kavimlerinde gördüğümüz kurt figürünün Türk kağanların mezarlarında yer almaması, Türk edebiyatında yer almaması ve yakın döneme kadar kurdun böcekle aynı adı taşıması gibi gerekçelerle; kurt efsanesinin de şimdilik bize ait olmadığını kabul etmemizin daha doğru olacağını değerlendirmekteyiz.

Kaynaklar:
ATALAY Besim (2018) Kâşgarlı Mahmud Divanü Lûgat-it Türk I-II-II-VI, Ankara, TDK Yayınları
CLAUNSON, Sir Gerard (2021), Türkler ve Kurtlar(Çev. Mustafa Levent Yener), Dil Araştırmaları, 28: 187-198
ELİADE, Mircea (1993), Mitlerin Özellikleri(Çev. Sema Rifat), Simavi Yayınları, İstanbul
HARVA, U. (2015), Altay Panteonu- mitler, ritüeller, inançlar ve tanrılar Tercüme: Ömer Suveren), Doğu Kütüphanesi, İstanbul
İNAN (1986), Abdulkadir, Tarihte ve Bugün-Şamanizm-Materyaller ve Araştırmalar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu-Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara
ÎNOSTRANTSEV, K. Eski Türklerin inançları hakkında birkaç söz (tercümesi Belleten, X IV, 47)
LOPATİN, I. A., Goldy Amurskie, Ussurijskie i Sungarijskie. Vladivostok, 1922
KÖPRÜLÜ, M.Fuad (1966), Edebiyat Araştırmaları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara
KREJNOVİTS, E. A., Otserk kosmogonitseskih predstavlenij giljak o-va Sahalina, (E 1929, no 1), Moskova.
ÖGEL, Bahattin (1931-2010-2014), Türk Mitolojisi I-II, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara
POTANİN, G. N., Gromovnik po poverijam i skazanijam plemen juznoj Sibiri i severnoj Mongolii, (ZMNP, 1882, 1), Pietari
RADLOFF, Wilhelm(2008), Türklük ve Şamanlık(Çeviren: A.Temir…), Örgün Yayınevi, İstanbul
ROUX, Jean-Paul (2011), Türklerin ve Moğolların Eski Dini (Çeviren: Prof. Dr. A. Kazancıgil), Kabalacı Yayınevi, İstanbul

Yorumlar
Tüm Yorumlar
Yorumlar