Özet:
Bu makalede özetle eski Türklerdeki Kağanlık, Kamanlık, Kam ve “yügerü kötürme” kavramları arasındaki ilişki; Kaman denilen baş şamanların seçilme törenleri ile Kağan seçilme törenlerinin birbirinin benzeri, hatta aynı olduğu, ruhun göğe yükselmesi olarak ifade edilen “yügerü kötürme” yeteneğinin baş şamanları ve kağanları seçmede en önemli yeteneklerden birisi olduğu tartışılmaya çalışılacaktır.
Giriş:
Eski Türk devletlerinden Göktürk devleti de tıpkı Hun devleti gibi kut sahibi bir kağan etrafında toplanmıştır, beylerin katılımı ve ittifakıyla oluşmuş bir boylar birliğinin seçtiği beye; Göktürklerde kağan denilmektedir ve bağımsız olmayan bir boy başbuğuna da han/kan adı verilmektedir.”(Koç 2015: 33; Demirbilek, 2017: 39).
Bumin’in 552’de kağan ilân edilmesi ile yaygınlaşan bu unvan, Göktürk devletinden sonra Uygurlarda, Kırgızlarda, Türgişlerde, Hazarlarda, Avrupa Avarlarında ve Bulgarlarda da kullanılmıştır (Donuk 1988: 23; Demirbilek, 2017: 39).
Bütünü bu devletlerde “Kağanlık alametleri ise şunlardır: otağ, örgin ‘taht’, tuğ ‘kurt başlı sancak’, davul (sorguç-köbürge) ve yay” (Bedirhan 2004: 121; Demirbilek, 2017: 40)
Radloff ‘un Tu-kiu’lar ile ilgili Çin yıllıklarından aktardığı bilgilere göre, “Kağan tahta çıkınca, en yüksek memurlar onu bir keçe örtünün üzerine oturtup güneşin istikametine göre dokuz defa bir daire etrafında dolaştırırlar; her dönüşte kağanın önünde eğilirler. Bu törenden sonra onu bir ata bindirerek ipek bir kuşakla boğazını sıkıca bağlayıp, sonra çözerek kaç yıl hükümdarlık edebileceğini sorarlar. Bayraklarında altın bir kurt kafası bulunur. Muhafızlarına Fu-li derler ki, onların dilinde kurt manasına da gelmektedir.(Radlof, 1954: 130)
Gömeç de aynı töreni aynı seçilme yöntemin aktarır ve ayrıca “Törenin yapıldığı yeri Orkun ırmağı kıyısı olarak tahmin eder. Tören alanına üstünde altından bir kurt başı olan tuğ, mehter takımı ile birlikte kağanlık arabası bulunduğunu, bazı düşüncelere göre kağanın güneşi, karısı katunun da ayı temsil ettiğini belirtir(Gömeç, 2006: 59; Demirbilek, 2017: 40)
Kafesoğlu ise bu töreni sadece resmî tören olması yönünden değerlendirmiştir ve ona göre “Türk hanlarının tahta çıkış törenlerinde onun keçeden seccade veya halıya oturtularak yahut kalkan üzerinde havaya kaldırılmalarının resmî tören gereği olduğunu aktarmaktadır” (Kafesoğlu 2003: 269; Demirbilek, 2017: 40) Kafesoğlu bu törenleri resmî tören seviyesine indirerek, Türk Şamanizmi ile bir görüş belirtmemiştir; ayrıca sonraki kurban kesme ve sonrasında yapılan ziyafeti, kağanlığın gereği olarak düşünerek bize göre biraz uzak bir görüş belirtmiş olması gerekmektedir.
Kağan ilan etme törenlerinin Selçuklu İmparatorluğu’na kadar yaşatıldığı, Tuğrul Bey’in tahta çıkışında da benzer bir törenin uygulandığı anlaşılmaktadır. (Bedirhan, 2004: 123; Demirbilek, 2017: 40).
Kağan seçme töreni sırasıyla şu üç aşamalardan meydana gelmektedir:
“1. Kağan kaldırma/yükseltme işlemi: Bu hareket, adayın, tanrı ile ilişkiye geçmesi, iletişim kurmasıdır. Bunun için, tanrıya, yagış adı verilen özel bir kurban sunulur. Ardından, iletişim kurulması eyleminin kolaylaştırılması için, kağan adayı, aşağıdan yukarıya kaldırılır/yükseltilir. İlk işlem burada biter. “Hükümdarların tahta çıkışı, onu bir keçe halının üzerine oturtarak, ya da kalkan üzerinde havaya kaldırarak kutlanırdı.” (Çandaroğlu 2013: 96; Demirbilek, 2017: 40)
2. Yügerü kötürme‘yukarı çıkarma işlemi’: Tanrı, adayı uygun bulursa, onu bulunduğu yerde iken, tepesinden (başından, saçından) tutup yukarıya, yanına çıkarır. Bunu yapmasının sebebi açıktır: yarlık, kut, küç, ülüg ve il beratı vermek içindir. Kağan adayı, tanrı tarafından bu emanetler kendisine verildikten sonra kağan yapılmış olur ve bu görüşmeden sonra ikinci işlem de sona ermiş olur. (Demirbilek, 2017: 41)
3. Kağan oturma/oturtma işlemi: Kağanlık görevi verilen ve tanrı tarafından kağan seçilen aday, yine tanrının buyruğuyla, yeryüzüne indirilir ve kişioğlu üzerine kağan oturtulur ve bu işlem kağanı, tanrının onu indirmesi ve kişioğlu üzerine kağan oturtması ile son bulur. Herkes artık kağanın buyruğu altındadır ve kağan da, tanrının kendisine verdiği yetki ile onları yönetme durumundadır.” (Yıldırım 1998a: 110; Demirbilek, 2017: 41)
Türk şamanlarının seçimi ile ilgili, Radloff tanık olduğu bir şaman töreninde ise, “Kayın ormanında bir yer seçilerek çadır, kurban ve malzemeler hazırlandıktan sonra çadırın içerisine ormandan sökülen bir kayın ağacı dikildiğini; bu ağaca taptı denilen basamak şeklinde dokuz çizik atıldığını ve ritüel esnasında şamanın göğe bu ağaca tırmanarak yükseldiğine inandıklarını belirtir”(Radloff, 1954: 23; İnan, 1986:) Radloff ayrıntılı olarak bize açıklamış ve şamanın ruhsal yükselmesinin kayın ağacı ile gerçekleştiğini belirtmiştir.
Roux ise şaman olma ve kağan olma törenlerinde şamanın göğe yükselişinden önce bir kayın ağacı etrafında dairesel şekilde dönüşünü anlatan törenler arasındaki ilgiye dikkat çekmiş ve Przyiuski’nin bu dönüşleri yıldızların güneşin etrafında dönmelerine benzettiğini ve yapılanın bir taklit olduğunu belirtmiştir. (N.33, sİU2; Roux, 1994: 189)
Kağan adayını Tanrının uygun görmesi ve “tepesinden (başından, saçından) tutup yukarıya yanına çıkarması; yarlık, kut, küç, ülüg ve il beratı vermesi” tıpkı bir şaman adayının şaman olma töreninde kayın ağacının yanında gerçekleşen şaman olma törenleri benzerlik gösterdiği anlaşılmaktadır. Eski Türk tarihi belgelerinden anladığımıza göre “yukarıya, Tanrının yanına çıkma”, şamanın göğe yükselmesi töreni ile aynı şekilde yapılmakta ve ruhun bedeni terk edip, Tanrını yanına gitmesi olarak yorumlanması gerekmektedir. Çünkü anlaşıldığına göre yukarı çıkamayan kağan adayı kağan olamamakta, şaman adayı da şaman olamamaktadır.
“Buryatlar arasında görülen Şamanlığa giriş töreni esnasında, düzenlenen törenin son günü olan dokuzuncu günün sonunda; Şaman adayı “Ak Keçe” ile göğe kaldırılmaktadır ve bu şekilde aday Şaman ilan edilmiş olmaktadır.(Eliade, 1999:145; İnan, 1986:79)
En eski devirde Gök Türk Kağanlarına da aynı yöntemle Kağan olma töreni yapıldığını, Baga Kağan’ın Çin tarafından kağan olarak tanınması sırasında; “Çinli General Cha’ang Sung-Seng Baga Kağan’ı selamladıktan sonra onu kağan ilan ederken kağanlık alameti olarak davul ve sancak sunduğunu görmekteyiz.”(Taşağıl, 2014: 60) Şamanlık ve Kağanlık için tören esnasında giyilen giysiler için ise İnan, “Kamlar için kıyaffetten sonra en önemli şeyin davul veya dümbelek olduğunu aktarmaktadır.(İnan, 1986: 91) Şamanlık ve Kağanlık ilanı için de, mutlaka bir davul gerektiğini Çin belgeleri ve Sibirya araştırmacılarının aktardığı bilgilerden görmekteyiz. Yine Çin kayıtlarında Mukan Kağan dönemi ile ilgili bir kayıtta;
“1068/B: … Onun geleneği Hsiung-nuları gibiydi. Onun reisleri tahta çıktığı zaman yakın hizmetçileri, önemli vezirleri onu keçe kilim üzerine koyarak güneşi takiben dokuz kere çevirirler. Her bir çevirişte vezirlerin hepsi onu selamlardı.”(Taşağıl, 2014: 118) şeklinde bilgi vermektedir. Türk tarihinin karanlıkta kalmış kısımlarını dikkatlice incelediğimizde, Şamanlık ya da Kağanlığın, Tanrı’dan aldığı ilhamla ya da “kut” ile ortaya çıktıktan sonra; öncelikle din ve devletin başı olduğu, muhtemelen daha sonra bugünkü anlamıyla “Laiklik” benzeri bir döneme evirildiği ve Şamanlığın devlet başkanlığından ayrıldığı; daha sonra da Şamanlığın kendi içerisinde yine ayırılarak otacı, danışman, ozan gibi ayrı ayrı unvanlara dönüştüğü şeklinde çok sayıda bilgi bulunmaktadır.
Köprülü de bu hususta, “Türk Kamları ve baksılarının eski devirlerde şairlik merkez olmak suretiyle efsunculuk, müneccimlik, otacılık gibi faaliyetleri de bünyesinde bulundururken; sonradan bunların her birisi ayrılarak ayrı ayrı sahalara ayrıldığı; en eski güzel sanatlar, heykeltıraşlık, tiyatro, müzik gibi bütün alanların şamanlıktan doğduğunu belirtmiştir. Ayrıca Cami’üt Tevârih ve başka kaynakların anlattığı Oğuz Efsanesinden anlaşıldığına göre yeni bir dinin ortaya çıktığını belirtmektedir.(Köprülü, 1966: 60-70)
Oğuz Efsanesinin İslamiyet öncesi motifleri incelendiğinde, Oğuz Kağan’ın yeni bir din getirmesi nedeniyle İslam dininden önceki Türk peygamberi olduğu anlaşılmaktadır. Elbette bu din ise Türk Şamanizmi olmalıdır, bu bakımdan Oğuz Kağan Türk Şamanizmi inancının peygamberidir. Aynı şekilde Oğuz-name’de geçen “Oğuz-name kitabını hiç kimse yere koyamazdı, pek çok emir ve bey o kitabın açıklamasını talep ettiler, kısaltıp kopya ettiler. İşte Oğuz-name kitabı böyle tamamlandı.”(Demir, 2016: 68) İfadesinden anlaşıldığına göre Oğuz Kağan Kitabı’nın bu özelliğinin, Kuranı Kerimle aynı saygıyı gördüğü ve kutsal bir kitap muamelesi gördüğü anlaşılmaktadır. Yukarıda Köprülü’nün de dikkat çektiği üzere Oğuz Kağan’ın bir Türk peygamberi olduğu açıktır. Eser dikkatlice incelendiğinde Oğuz Kağan’ın şaman yetenekleri sayesinde fetihlerde bulunduğu açıktır.
Köprülü’nün tespitleri, Oğuz Kağan Kitabı’nın içerisinde yer alan tespitler, Şamanların ve Kağanların “Ak Keçe” üzerinde göğe kaldırılarak Kağan ya da baş şaman ilan edilmeleri, Kağanlık ve Şamanlığın aynı kişide toplandığı görüşünü kuvvetlendirmiş olsa gerektir.
Eski Türklerde imparatorluk çifti “Gök’e benzetilir,” “Gök’ten gelmiş ve Gök” tarafından seçilmiştir.” Gök’ten kut, destek ve ruhunu almıştır. Kağan ve Katun çifti tahta çıkarken tanrının onları kabul etmesi için keçe bir örtü eşliğinde omuzlar üstünde göğe doğru kaldırılırdı.(Roux, 1994: 138)
Proto Moğollar’da tahta çıkarma törenlerinde “Hükümdarı bir ata bindirerek, koşturduktan sonra onu düşürüp; üzerini bir keçe örtü ile örterek tahta çıkarma merasiminin yapıldığı yere getirmektedirler.(Ögel, 2010: 296) Öge’in Çin kaynaklarından aldığı Hıtay devletinde kağan seçme törenin devamında, “kağanla aynı giysileri giyen 9 kişi seçilerek kağan adayının keçe halı içerisinde tören alanına getirilip bırakıldığı, adayın kağan olmak istememesi durumunda halkın ve beylerin ona tabi olmak istediklerini bildirip karşılıklı ant içildiği ve törenin sonunda törenin yapıldığı yerin taş, toprak yığılarak yüksek bir tepe oluşturulduğu ve buranın terk edildiği” (aynıyer) anlaşılmaktadır.
Yakutlar, Samoyedler ve Ostyak’larda, şaman adayı şaman olmak için hazırlanırken; mensup olduğu oymak toplanıp bir dağa veya bir tepeye çıktığı, adayın üzerine “ kumu” ya da manyak giydirildiği, adayın eline at kılları bağlanmış bir asa verildiği, adayın sağ tarafında dokuz delikanlı(bekar), sol tarafında dokuz kız(bakire), bunların ortasında da bir ihtiyar şamanın geçtiği, yaşlı şamanın sadakat yemini olan duayı söylediği, adayın ise onun sözlerini tekrarladığı anlaşılmaktadır.(İnan, 1986: 77; Eliade, 2018: 159)
Sanırım şamanın eline verilen at kılı takılan asa da, aslında kağan olmanın alameti sayılan “tuğ”la ilgili olmalıdır. Ant etme ise zavallıların korunması, kötülerin cezalandırılması, iyilerin ödüllendirilmesi gibi”; kağan olma törenlerinde yapılan ant sözleri ile birebir benzerlik göstermektedir.(aynıyer)
Kfesonof’un aktardığı derlemelere göre usta şaman, çırağını alıp önce bir dağa veya tepeye tırmanır; daha sonra adayın ruhunu alıp uzun bir esrimeli (ruhsal) yolculuğa çıkarlar ve adaylıktan şamanlığa geçiş yukarıda tarif edildiği gibi gerçekleşmektedir ( Harva, 2014: 390-91)
Aynı konuda Uno Harva, Pripuzov’un Yakutların arasında tanık olduğu genç bir şamanın; şaman olma törenini bize şöyle aktarmaktadır: “Yaşlı şaman, genç şaman adayını yüksekçe bir dağa veya bozkırın ortasında bir yere götürür, üzerine şaman kıyafeti giydirip, ona davul, tokmak ve etrafına at dizgini sarılı bir söğüt dalı verir(*tuğ olması muhtemel). Adayın sağ tarafında kabilenin faziletli gençlerinden dokuz delikanlı, sol tarafında da dokuz bakire kız durur. Yaşlı şamanın kendisi âyin kıyafetlerini giyer, adayın arkasında durarak, adayın tekrarlaması gereken ruhanî kelimelerini söylemeye başlar. Şaman adayı ilk olarak yaşlı şamana, kendisi için değerli olan her şeyden ve Tanrıdan vazgeçip, bundan sonra kendisinin dileklerini yerine getirecek olan ruhun hizmetine adayacağına yemin eder. Daha sonra bu “özel ruh”un kim olduğu, nerede yaşadığı, hangi hastalıklara sebep olduğu ve nasıl yatıştırılıp rızasının kazanılabileceği konuşulur. Şaman adayı bunu takiben bir kurban keser ve kanını elbisesine sürer, kurbanın etini de ayine katılanlarla birlikte yerler”( Pripuzov, 65; Harva, 2014: 390-91)
Goldelerin törenlerinde “aday tek başına köyü dolaşmaya başlar, arkasına takılan dokuz kız ve dokuz erkeğin hepsi belinde çıngıraklar olan bir şaman kemeri takar ve ellerinde şaman davulu olur. Yeni şaman, şaman kıyafetini giydikten sonra ortada dans etmeye başlayıp, diğerleri davullarını çalarak etrafında dönerler. Sonra ruhları karşılıklı anma ve ant içme töreni gerçekleşir. Yeni şamanın önünde ateş yakılır, içine yaban biberiyesi atılır ve kurban kesilir.(aynıyer)
Şaman olma törenleri ile Kağan seçilme törenleri arasındaki benzerliklere Bahattin Ögel hocamızda dikkat çekmiştir ve Proto Moğol kavimleri- Kitanlar ve Toba-Göktürk kağanlarının kağan seçilme törenlerini örnek göstermiştir. Moğol kabilelerinin Türkler ile olan birliktelikleri ve kültürlerinin ortak olması nedeniyle aynı konuya, Türk ve Moğol devletlerinin kağan seçilme törenlerini örnek göstermiştir.(Ögel, 1995: 163-64) Ögel devamında kağanların keçe üzerinde doğu- batı yönünde döndürülmesini dünyanın dönüş yönü ile, 9 kez yapılmasını da göğün 9 katını aşarak Tanrıya ulaşma ve ondan “kut, il yönetme beratı” alma ile açıklamaktadır.(aynıyer)
Potanin ise, kuzey Altay Türkleri arasında yapılan baş şaman seçme törenlerini “baş şamanı dokuz şaman bir keçe üzere oturtarak kaldırır, bundan sonra göğün dokuz katını temsilen dokuz ağacı(*kayın) üçer defa dolanarak göğe çıkma törenini tamamlayıp; keçe üzerine oturturlar şeklinde tarif etmektedir.(Potanin: 1887; Ögel, 1995:165)
Yukarıda Proto Moğol toplumunun aynı giysiyi giyen dokuz kişinin, dokuz şaman olması ya da onları temsilen giymeleri ve sonrasında baş şamanı seçmelerinde olduğu gibi, kağanı seçmeleri ve göğe kaldırıp dokuz defa doğu-batı yönünde ak keçe üzerinde çevirmesi ve sonrasında yemin ettirmeleri, ateş yakmaları; tören esnasında davul, tokmak, at kılı takılı asa ya da tuğ bulunması, adayın isteksiz olması ve halkın onu seçmek istemesi ve kurban kesildikten sonra ateş yakılarak Tanrıya duyurmak gibi törendeki her şeyin bire bir aynı olması; her iki törenin aynı törenler olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan “yügerü kötürme” ifadesi, ruhun Tanrı katına yükselmesini ya da ruhun seyahat etmesini ifade etmektedir.
Göğe yükselmenin her bir figürünü yukarıda açıklamıştık, kağanın altına serilen keçenin anlamını ise Plano Carpini açıklamaktadır. Buna göre 12. yüzyılda Moğolların ve Türklerin arasına seyahat eden Carpini Güyük Hanın han seçilme töreninde “halk ve Noyanlar toplanıp ortalarına altın bir taht koyduklarını ve Güyük’ü üzerine oturttuklarını, önüne kılıç koyduklarını, ondan han olmasını istediklerini, hanın kabul etmediğini ve sonra karşılıklı anlaşıp sadakat yemini ettiklerini, bundan sonra yere bir keçe serip ona “önce göğe ve Tanrıya bak sonra yerdeki keçeyi gör “dediklerini belirtir. (Carpini, s.122-123)
Carpini törenin devamında “Eğer ülkeyi iyi yönetir, iyilik yapar, cömert davranır, adaleti kendine yön verecek rehber edinir; beylere ve kumandanlara hükmeder ve herkese konumuna göre saygı gösterirsen, kağanlığın parlak olacaktır. Tanrı yüreğinde ne istersen sana verecek ve bütün dünya önünde diz çökecektir, fakat eğer bu söylenenlerin aksine davranırsan sonun kötü olur; herkesin öfkesini kazanır ve o kadar yoksul düşersin ki, şimdi üzerinde oturduğun keçeye bile sahip olamazsın”(aynıyer) dediklerini aktarmaktadır. Bu şekilde Güyük’e han seçilme andı ettirildikten sonra önemli bir bilgi daha vererek “kağanla birlikte karısını da yerde serili olan keçenin üzerine oturtup havaya kaldırdıklarını ve kağanla katun ilan ettiklerini aktarmaktadır.(aynıyer) Yukarıda Roux’da Eski Türk devletlerinde katunların konumu bakımından dikkat çekmiştir.
13. Yüzyılda Moğolların arasına giden seyyah Wilhem Von Rubruk Kral Johannes bölümünde verdiği bilgilerde kamanlar ile kağanların adasındaki ilişkiyi daha da güçlendirmekte ve bizi desteklemektedir. Rubruk’un aktardığına göre, “Moğollarda bütün kâhinlere kam denilmektedir. Aynı isim şehzadeler için de kullanılmaktadır. Rubruk bunun nedenini ise, şehzadelerin bir kâhin yeteneğine sahip olmaları sayesinde halkını yönetebileceklerini belirtmektedir”(Rubruk, 2019:78) O hâlde şehzadelerin babaları olan Kağanlar da, bizim tespit ettiğimiz gibi, aynı şamanlık özelliklerini göstermek zorundadır.
Bu bilgi kamlar ve kağanlar arasındaki ilişkiyi kuvvetlendiren en önemli bilgilerden birisi olmalıdır. Kamanların aynı zamanda devlet başkanı oldukları ve aynı şekilde şehzadelerin de aynı ismi taşıdıklarını aktarmaktadır. Burada Rubruk, Han olan baba için “Cham” ifadesini kullanırken; Han’ın oğulları için “Kam” ifadesini kullanmıştır. O hâlde şehzade “Kam”ların babası olan baş Kam ayrı bir ifadedir ve bunun için ise kendi dilinde “Cham” ifadesini kullanmış olmalıdır. İşte bu baş ya da baba Kam, “Kaman-Kamgan” olmalıdır ve en eski devirlerde “Kağanlıkla” ilişkili olmalıdır.
Köprülü ise bu ilişkiyi biraz daha yaklaştırmaktadır, DLT’de geçen “Kam” sözcüğünün kâhin, hekim, filozof, danışman gibi anlamlara geldiğini; bu unvanın Oğuzlarda da sol kola, yani Üçoklara mensup kimselerde de bulunduğunu belirtmektedir. Dede Korkut Kitabı’nda da Bayındır Han için “Kamgan Oğlu” şeklinde bir ifade bulunduğunu belirterek, bu ifadenin “Kam Han Oğlu” şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtir. Yine Bamsı Beyrek’in babası Kam Böre’nin de yer aldığını ifade eder. (Köprülü, 1966: 67-68)
Bayındır han da bir kağandır ve Köprülü’nün tespit ettiği “Kam Böre”nin özellikleri bir kam/şaman özelliklerini gösterirken; “Kamgan Oğlu Bayındır Han” ifadesi, Kaman/kamgan ya da Kağan ifadesi ile ilgili veya daha yakın olmalıdır.
Bizim tespitimize göre, Kağan seçilmenin; şamanlık özellikleri gösterme ile belirlendiğini aktaran en önemli kaynak ise, Göktürklerle ilgili Çin kaynaklarının aktardığı türeyiş mitleridir.
Bu mit ise şöyle kayıtlıdır, “Göktürklerin yukarıda incelenen kurttan türeme mitinin yanı sıra, Güney Sibirya’da geçen bir başka köken miti daha bulunmaktadır. Bu mit esasen ZS’da bulunmaktaysa da SS’da yer almamaktadır. BS, TD ve CFYG ise ZS’daki metni hemen hemen aynı biçimde alarak kopyalamışlardır; yalnızca TD’de birkaç cümle eksiktir. Metinler karşılaştırıldığında, Göktürklerin Güney Sibirya’da geçen bu türeyiş mitinin ortak anlatısı şu şekildedir: Başka bir söylentiye göre Türklerin ataları, *Saka Ülkesi’nden (Suoguo 索 國) çıkmışlardır ve Hunların kuzeyindelerdir. Bölük beyinin (buluo daren 部落 大人) adı Abangbu’dur 阿謗步, on yedi kardeşin en büyüğüdür. Kardeşlerden birisinin adı Yizhi Nishidu’dur 伊質泥師都 ve kurttan doğmadır. Abangbu’nun kişiliği aptalca (yuchi 愚癡) olduğu için, devleti sonradan yıkılır. Nishidu farklıdır ve olağanüstü güçlerden etkilenmiştir, yetenek olarak rüzgâr ve yağmur getirebiliyordur. Söylenceye göre iki kadınla evlenir, birisi Yaz Tanrısı’nın (Xiashen 夏神), diğeri Kış Tanrısı’nın (Dongshen 冬神) kızıdır. Kızlardan birisi gebe kalır ve dört oğul doğurur. Bunlardan birisi ak bir kuğuya (baihong 白鴻) dönüşür. Oğullardan birisinin Abakan Irmağı (Afushui 阿輔水) ile Kem Irmağı (Jianshui 劍水) arasında bir ülkesi vardır, unvanı (hao 號) Kırgız (Qigu 契骨) olur. Birisinin ülkesi Yenisey Irmağı’nda (Chuzheshui 處折水) iken, birisi de Batı Sayan Dağı’nda (Basichuzheshishan 跋斯處折施) oturmaktadır ve oğulların en büyüğüdür. Dağın tepesinde Abangbu’nun soyundan gelen başkaları da vardır ve burada çok soğuğa maruz kalmaktadırlar; ayrıca çiy olduğu için yerler ıslaktır. Büyük oğul, ateş yakıp götürerek onları ısıtmakta ve hepsine yardım etmektedir. Sonra herkes itibarlı büyük oğlu başa geçirir, unvanı (hao) Türk olur, bu aynı zamanda Neduliu Şad’dır (Neduliu She 訥都六設). Neduliu’nun on eşi vardır; doğurdukları oğulların hepsi annelerinin soyadlarını (xing) alırlar, Ashina küçük eşinden olan oğludur, unvanı (hao) Axian Şad olur. Neduliu ölünce on anne çocukları arasından birisini seçeceklerdir, böylece büyük bir ağacın altında toplanırlar ve ortak bir karar alırlar. Bu karara göre ağaç yönünde yukarı doğru zıplanacaktır, en yükseğe zıplamayı başaran kişi de aralarından sıyrılacaktır. Ashina’nın oğlu yaşça en küçüktür ama en yükseğe zıplar, bütün oğullar itibar göstererek onu başlarına geçirirler, unvanı (hao) Axian Şad olur. (Ögel, 1957: 86-88; Erkoç, 2018; 62) şeklinde kayıtlı mittir.
Ögel’e göre A-shih-na’nın oğlu A-Hsien/ Axian Şad’dır ve onun oğlu ise T’u-mên/Bumın olmalıdır.(Ögel, 1957; 122; Taşağıl, 2014: 17) Yukarıya aldığımız mitle ilgili olarak, makalemizin maksadının dışına çıkmaması adına değerli bilim insanlarının dip not ve açıklamalarına yer vermedik ve metni seçerken Sayın Erkoç’un makalesinden yararlandık. Bu mitte ve açıklamalarda bizi ilgilendiren kısım ise, yukarıda verilen bilgilerden anlaşıldığına göre Bumın Kağan’ın ilk Göktürk Türk kağanı olmasının yanında, aynı zamanda babasının baş şaman ya da ilk Kaman olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç:
Bizi ilgilendiren konu, inanç ya da mitoloji konusudur. En azından bu isimlerden örneğin; Yizhi Nishidu adı ya da Nishidu adındaki kişinin rüzgâr ve yağmur yağdırma gibi sihirlerde bulunabilmesinden, bu ismi taşıyan kişilerin tam olarak bir Şaman olduğu anlaşılmaktadır. Eğer destanın bu kısmına dikkatimizi çekecek olursak, o zaman aşağıda yer alan “Neduliu ölünce on anne çocukları arasından birisini seçeceklerdir, böylece büyük bir ağacın altında toplanırlar ve ortak bir karar alırlar. Bu karara göre ağaç yönünde yukarı doğru zıplanacaktır, en yükseğe zıplamayı başaran kişi de aralarından sıyrılacaktır. Ashina’nın oğlu yaşça en küçüktür ama en yükseğe zıplar, bütün oğullar itibar göstererek onu başlarına geçirirler, unvanı (hao) Axian Şad olur” ifadesinde geçen ağaca doğru en yükseğe zıplayan şehzadenin(kamın) bey olarak seçilmesini, burada yer alan ağacın Kayın ağacı olması gerektiği ve “en yükseğe zıplama” yönteminin ise; en yüksek göğe yükselme ritüeli olduğunu anlamamız gerekmektedir. Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi, A. İnan hocamızın ve Radloff’un yukarıda aktardığı gibi; Tanrı Ülgen adına düzenlenen en önemli ritüelde, kayın ağacı aracılığı ile en yüksek göğe yükselen şamanın baş şaman olduğunu aktarmıştık. Yukarı zıplamanın, gerçek bir zıplama değil de, “yügerü kötürme”; yani Tanrıya en çok yaklaşan ya da en yüksek kata çıkabilen en güçlü Kam’ın; baş kam, yani Kaman ve Kağan seçildiğini değerlendirmemiz gerekmektedir. Bu kişi ise Göktürk devletinin kurucusu Bumın Kağan’ın babası “(hao) Axian Şad” olmalıdır.
KAYNAKLAR:
ATALAY, Besim (2018) Kâşgarlı Mahmud Divanü Lûgat-it Türk I-II-II-VI, Ankara, TDK Yayınları
BEDİRHAN, Y. (2004). İslâm Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, Konya: Eğitim Kitabevi Yayınları
ÇANDAROĞLU, G. (2013). İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.
DEMİR, Necati(2016), Oğuz Kağan Destanı, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul
DEMİRBİLEK, Salih (2017), Eski Türk Yazıtlarındaki Kağan Seçme Ritüelinin İzleri Üzerine, JOTS, 1/2, 2017: 38-54; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/325417
DONUK, A. (1988). Eski Türk Devletlerinde İdarî-Askerî Unvan ve Terimler, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları
ERKOÇ, Hayrettin İhsan (2018). Çin ve Tibet Kaynaklarına Göre Göktürk Mitleri. Belleten, 82(), 51-82. doi:10.37879/belleten.2018.51(18.03.2023)
GÖMEÇ, S. (2006). Türk Kültürünün Ana Hatları, Ankara: Akçağ Yayınları.
HARVA, U. (2015), Altay Panteonu- mitler, ritüeller, inançlar ve tanrılar Tercüme: Ömer Suveren), Doğu Kütüphanesi, İstanbul
İNAN (1986), Abdulkadir, Tarihte ve Bugün-Şamanizm-Materyaller ve Araştırmalar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu-Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara
KAFESOĞLU, İ. (2003). Türk Millî Kültürü, 23. Baskı, İstanbul: Ötüken Yayınları.
KOÇ, Y. (2015). “Eski Türklerde Töre ve Hukuk”, Türk Kültürü El Kitabı, Ed. İ. ÇAPCIOĞLU; H. BEŞİRLİ, Grafiker Yayınları, İstanbul: 327-340.
KÖPRÜLÜ, M.Fuad (1966), Edebiyat Araştırmaları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara
KSENOFONTOV, G. W.(1930), Legendy i rasskazy o shamaııach u _iakutov, lıur;at i tungusov (2. baskı, Moskova, 1930), s. 44
ÖGEL, Bahaddin(1957), Doğu Göktürler Hakkında Vesikalar ve Notlar, Ankara, Belleten, Cilt XXI, Sayı 81(Ocak 1957)’den ayrı basım, Türk Tarih Kurumu https://belleten.gov.tr/tam-metin-pdf/1249/tur (18.03.2023)
ÖGEL, Bahattin (1931-2010-2014), Türk Mitolojisi I-II, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara
ÖGEL, B. (2016). Türklerde Devlet Anlayışı (13.Yüzyıl Sonlarına Kadar), İstanbul: Ötüken Yayınları
PLANO CARPİNİ, Moğolistan Seyahatnamesi(Tercüme: E. Ayan), Kronik Kitap, 2018, İstanbul, s.50
POTAN İN, G. N., Oçerki severo-zapadnoy Mongolii, I – IV, St. Pbg., 1887 – 1883.
PRİPUZOV, N. P., Melkija zametki o jakutah (SVSORGO II, 2), Irkutsk, 1890.
PRZYLUSKİ, J.: Nouveaux aspects de I’histoire des Scythes, Rev. Univ. de Bruxelles, 1937 (Ayrı baskı, s. 1-30).
RADLOF, Wilhelm(1954), Sibiryadan (Çeviren: A.Temir), Cilt I-II, Maarif Vekaleti, İstanbul
ROUX, Jean-Paul (1994), Türklerin ve Moğolların Eski Dini (Çeviren: Prof. Dr. A. Kazancıgil), İşaret Yayınevi, İstanbul
RUBRUK, Von Wilhem (2019), Moğolların Büyük Hanı’na Seyahat (Tercüme ve Notlar: Ergin Ayan), Kronik Kitap, İstanbul
TAŞAĞIL, Ahmet(2014), Gök Türkler I-II-III, Türk Tarih Kurumu, Ankara ELİADE, Mircea (1993), Mitlerin Özellikleri(Çev. Sema Rifat), Simavi Yayınları, İstanbul
YILDIRIM, D. (1998a). “Köktürklerde Kağanlık Süreci: Kaldırma, Kötürme ve Oturma”, Türk Bitiği: Araştırma/İnceleme Yazıları, Akçağ Yayınları, Ankara: 102-111.



