ÖMER SEYFETTİN VE MİLLÎ EDEBİYAT

 

1884-1920

Kaman Afşaroğlu

 

            “Ömer Seyfeddin 1884’de Gönen’de doğdu. Babası Binbaşı Ömer Şevki bey kuvvetli bir ihtimale göre, Kafkas Türklerindendir. Annesi kaymakam Mehmed Bey’in kızı Fatma Hanımdır. Daha küçük yaşlarında en çok kağıd kalem ile oynamayı her oyundan fazla seven Küçük Ömer henüz 4 yaşında iken mektebe başlamıştır. Tanınmış hikâyeci mektep hayatını And isimli hikâyesinde anlatır. Gönen’den sonra Ayancık’da tahsiline devam eden Ömer bu mektebteki hatıralarını da Falaka isimli hikâyesinde canlandırmıştır. Daha sonra annesiyle beraber İstanbul’a gelen Ömer Seyfeddin Aksaray’ın Yusuf Paşa semtindeki Mekteb-i Osmaniye’ye devam etmiş oradan da Eyüb’­ deki Baytar Rüşdiyesine geçmiştir. Mektebi bitirince asker çocuğu olduğu için Kuleli askeri İdadisine yazılmıştır. (1893) Bir müddet sonra da Edirne askeri idadisine nakletmiş ve tahsilini burada tamamlamıştır.”(Banarlı, 2004: 1100)

Bize göre edebiyat ve düşünce tarihimiz içerisinde en talihsiz isim, Ömer Seyfettin’dir. Millî edebiyatın oluşmasında onun kadar disiplinli, akılcı ve millî bir isim yoktur demiş olsak; yanılmış olmayız, bu nedenle “Millî Edebiyat” başlığını onunla birlikte değerlendirmeyi doğru bulduk.

Yeni Lisan ve Genç Kalemler’in en önemli ismi “Ömer Seyfeddin, yirminci yüzyılın başlarında Türk hikâyeciliğinin en iyi isimlerinden biridir. Genç yaşta ölmüş olmasına karşın Edebiyatımıza kazandırdığı eserler, sayı ve değer bakımından Türk hikâyeciliğinde çok önemli bir yer tutmaktadır.(Banarlı, 2004: 1103)

Osmanlıcılık ve İslamcılık düşünce akımı, önce ordu ve siyaset mensupları arasında görüldükten sonra edebiyat alanına geçmiş olduğu hâlde; milliyetçilik akımı önce edebiyat alanında görülmüş, sonra ordu ve siyaset alanına geçmiştir.(Akyüz, 1979: 158)

Milliyetçilik akımı 1908 yılına kadar önemli süreçlerden geçmiştir ve bu tarihe kadar düşünce ve edebiyat alanında görülmüştür. Balkan savaşından sonra ise, “Türkçülük” adını alarak siyasi bir örgütlenmeye girişmiştir. İlk olarak 1908-1913 çalışmaya başlayan ve 1911 yılında kendi adında bir dergi ile yayın yapan Türk Derneği kurulmuştur. 1911 yılından sonra Mehmet Emin Yurdakul’un Türk Yurdu Dergisi ortaya çıkmış ve Türk Derneği bir yıl sonra yerini Türk Ocağına bırakmıştır. (a.g.e s.159)

1911 yılında Selanik’te yayın hayatına başlayan Genç Kalemler dergisi, “Millî Edebiyat” yaratma amacı ile ortaya çıkmış ilk dergidir. Bu amaçla yeni bir edebi dil yaratmak için “Yeni Lisan” düşüncesini ileri sürülmüştür. Manastır’da çıkan Hüsün ve Şiir dergisini devamı ve II. Cildidir. (Akyüz, 1979: 160)

Ömer Seyfettin’in Türk edebiyatına en önemli katkısı; 29 Mart 1327 (1911) tarihinde dil, edebiyat ve kültür alanında milliyetçi düşünceler ileri sürmesi ve kendisinden önce ileri sürülen düşüncelerin içinde en doğru ve en akılcı yaklaşım olan “Yeni Lisan” makalesini yazmış olmasıdır. Ali Canip ve Ziya Gökalp gibi arkadaşları ile çalışarak önemli katkılar sunmuştur.(Banarlı, 2004: 1104)

Yeni Lisan makalesinin ileri sürdüğü düşünceler şunlardır:

  1. Arapça ve Farsçaya ait gramer kurallarının kullanılmaması ve bu kurallarla yapılan tamlamaların bazı istisnalar hariç kaldırılması.
  2. Arapça kelimelerin asıllarına göre değil, Türkçedeki kullanılışına göre değerlendirilmesi.
  3. Arapça, Farsça ve yabancı kökenli kelimelerin alındığı dillerdeki şekli ile değil, halkın kullandığı şekli ile yazılması. (Bu konu üzerine Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp farklı düşünmektedir.)
  4. Bilim alanında kullanılan kelimelerin atılmasına gerek yoktur.
  5. Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmaması.
  6. Konuşma dilinin İstanbul Türkçesi kabul edilmesi.

Tanzimat devrine kadar İran etkisinde olan edebiyatımızın, Tanzimat’tan sonra Batı(*özellikle Fransız ve Nev Yunanilik) kültürünün etkisine girdiği düşünülmektedir ve bu etkinin yok edilerek; “Millî Edebiyat”ımızın yaratılması gerektiği ileri sürülmüştür. Bunun sadece Roman, Hikâye ve Tiyatro alanında uygulanmasının; şiirde uygulanmamasının onları ikiliğe düşürmüştür. (Akyüz,1979: 161)

Yeni Lisan’ın ileri sürdüğü en önemli maddelerden birisi de Çağatayca, Türkmence veya Anadolu, Rumeli lehçelerinden sözlerin alınmamasıdır. (Seyfettin, 2021:205) Bu görüşü tartışmaya açıktır ve lehçelerden, hatta ağızlardan Türkçe kökenli sözlerin resmî veya edebi dile kazandırılması Türkçeyi daha da zenginleştirmiştir ve bize göre bu maddenin doğru bir yaklaşım olmadığı geçen yüz yıllık zamanda anlaşılmıştır. Fakat Ömer Seyfettin’i bize göre döneminin yazar ve düşünürlerinden ayıran en önemli özellik, kendine özgü ve yeni düşünceler ileri sürmesidir. Aynı zamanda taklitçiliğe karşı çıkmasıdır. Bu nedenle “Batı” hayranı, “Batı” taklitçisi yazarları şiddetle eleştirmiştir. Ömer Seyfettin’e göre “Fikret[1] ve Cenap millî zevkimize muhalif Fransız taklidi şiirler yazmıştır, Faik Ali ikinci Abdülhak Hamit olmaya çabalamıştır, Halit Ziya[2] Fransız romanlarını ve özellikle Rene Maizero’yu okuyarak sayfa sayfa taklit etmiştir. Sonuç olarak hepsi de “çalmışlardır”, Fransızcadan aşırmışlardır. Amours Defendues, Perles Noires[3] gibi isimleri örnek gösterilebilir.”(Seyettin, 2021: 154) şeklinde doğru bir tespitte bulunmuştur.

Ömer Seyfettin’in eserlerini ve makalelerini incelediğimizde başta Türk Dili ve Türklük konusunda İsmail Gaspıralı ve Hüseyinzâde Ali Turan’ın[4] ilk olarak ileri sürdükleri görülmektedir. Daha sonra ise Ömer Seyfetin ve Ziya Gökalp[5] tarafından benimsendiği görülmektedir.(Polat,2007:80-82)

Bütün dünya Türklüğünün en büyük ismi İsmail Gaspıralı’nın açık bir şekilde etkilediği görülmektedir. Gaspıralı’ya göre “bütün siyasi ve sosyal düşüncelerin, memleketin ıslahı ve reformu için cahil halka anlatılması gerekmektedir. Türklüğünü seven her Türk ise yazacağı makaleyi Anadolu Türk’ünün anlayacağı dille yazması gerekmektedir”. 21. Temmuz 1909-27. yıl, sayı 30, Tercüman(Gaspıralı, 2006: 363)

Bizim de milletimizin başına bilim adamı veya yazar olarak geçmişlere aynı uyarıları yapmaktan dilimizde tüy bitti, biz anlatmaktan usandık; onlar anlamamaktan usanmadı. Buradan yine tekrar ediyoruz ki “Ey Zümrüdü Anka dili ile yazan sayın yazar, akademisyen, dil bilimci, gazeteci ve bilmem ne! Eğer amacınız Türk milletinin aydınlanmasını sağlamaksa, o zaman onların anladığı dille yazacaksınız! “TÜRK DİLİ, TÜRK ALFABESİNİN KURALLARINA GÖRE YAZILIR!”.

. Seyfettin ise, “Ne vakit doğru yazacağız?” başlıklı makalesinde; “Ne vakit söylediğimiz gibi yazarsak” cevabını vermiştir. Örnek olarak da Hâste-Hasta, Fâide-Fayda, Iyân- Ayân, Düşmen- Düşman, Mahmud-Mamut, Münir-Münür, Yâre-Yara sözcüklerini vermiştir. (Seyfettin, 2021: 286) Elbette erken ölmesi nedeniyle Latin Alfabesi devrini yaşamamış ve Arap harfleri ile de “Türk’e özgü” bir imla kastetmiştir. Konuştuğumuz gibi yazmamız gerektiğini belirttiğinden, bugün yaşasaydı eminiz ki bizim yayın ilkelerimizde[6] belirttiğimiz ilkeleri benimser ve resmî dilin bozulmasına da şiddetle karşı çıkardı. Çünkü şöyle diyordu “Dünyanın hiçbir dilinde diğer bir dilin kaideleri yoktur ve olamaz!”. (aynıyer) Yani, “TÜRK DİLİ, TÜRK ALFABESİNİN KURALLARINA GÖRE YAZILIR!”. Arap alfabesi de kullansak, Türk dilinin kurallarına göre yazmak zorundayız! Örneğin “sâdece” değil, “sadece”; merâk” değil, “merak”; makâle” değil, “makale” şeklinde yazmak zorundayız. Aksini yapanlar “BOZGUNCUDUR”! Türk gençlerinin bu gibi kişilerden öğreneceği tek şey, zırvalıktır!

Ömer Seyfettin, “Balkan savaşından sonra askerlikten ayrılarak İstanbul’a gelmiş Türk Sözü mecmuasında baş muharir olarak çalışmış ve geniş bir neşriyat hayatına atılmıştır. Ayni yıllarda İstanbul’da Kabataş Sultânî’sinde ve İstanbul Erkek Muallim Mekteb’inde edebiyat hocalığı yapmıştır. 1913 den sonra hikâyecilikte çok velûd bir devreye girmekle beraber sade lisan davasına da ısrarla devam etmiş, Türk Sözü mecmuasında kurulan Bilgi Derneği ismi altında toplanan genç edebiyatçıların başında bilhassa Servet-i Fünun’culara karşı ciddi bir mücadeleye girişmiştir.

 İşte biz Türk dilini bu edebiyat zalimlerinin elinden kurtarmağa çalışacağız, Halka kendi faydasına yarayacak şeyler yazacak ve memleketimizde “Okuma muhabbeti” uyandırmağa çalışacağız. “Türk Sözü” uyanan âlem ve milliyete âşık, yüksek Türk gençliği ile, hâlâ uyuyan ve bir ışık bekleyen Türk halkı arasında bir kapıdır. Gençlik o kapıdan girmekle alçalmayacak bilakis halkı yani kendi varlığını kendi milliyetini yükseltecek, kendine benzeyecektir.”(Banarlı, 2004: 1104)

Serveti Fünun ve Fecri Ati mensuplarının ilk başlarda edebiyatın milletler arası olması gerektiği için, millî olamayacağı ileri sürülmüşse de; Fecri Ati yazarı Celal Sahir ve Hamdullah Suphi kısa sürede bu düşünceden dönmüş ve Yeni Lisan taraftarı oldukların beyan etmiştir. Mehmet Rauf, Refik Halid, Fuat Köprülü gibi isimler şiddetle karşı çıktıkları hâlde; sonradan onlarda Yeni Lisan taraftarı olmuşlardır.(aynıyer)

Ömer Seyfettin ilk başlarda Ziya Gökalp ile yol yürümüşse de, sonradan yollarını ayırmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni sert dille eleştirmiş, onlara yaklaşanları samimiyetsizlikle suçlamıştır. Türkçüleri iki kısma ayırmaktadır. “İlki Ameli Türkçüler: Türkçülüğü sözde kalmamış, uygulamış, eser vermiş ve Türkçü gibi yaşayanlar. İkinciler ise sadece teorik olarak Türkçü olanlardır, bunların Ziya Gökalp’in etrafına çöreklendiğini ve Gökalp’in İttihat ve Terakki üzerindeki etkisi sayesinde nemalandıkları, sıkıntısız bir ömür sürdüklerini, bunun karşılığında İttihat ve Terakki’ye boyun eğdiklerini ifade eder.”(Seyfettin, 2021:915-916) Bunları Namık Kemal’in şu beyti ile eleştirir:

“Kimsenin lütfuna olma talip,

Bedeli cevher-i hürriyettedir.”

Bedel ödeyen ameli Türkçülerin Gökalp’le anlaşamadığını ve İttihat ve Terakki’ye düşman olduklarını; bunun için Kütahya milletvekili Ferit Bey’in sürgün edildiğini, Akçura gibi bir Türkçünün Darülfünun’dan kovulduğunu ve Türklüğün merkezi İstanbul’da neredeyse aç kaldığını, Mustafa Suphi’nin Sinop’a sürüldüğünü, Mehmet Emin Bey’in bir daha tayin olmamak üzere valilikten çıkarıldığını, Halide Edip’in memuriyetten çıkarıldığını ve bedeller ödediklerini; Gökalp’in çevresindeki “Ada Yaranları”nın ise, sıkıntısız bir yaşam sürdüğünü belirtir.(aynıyer)

Bu tartışmalar devam etmiştir ve Osmanlı Devletinin yerine Genç Osmanlılar Türkistan, Türkçüler (M. Emin)Türkeli, Genç Türkler Türkiye adını vermiştir. Daha sonra Kemalist olarak adlandırılacak olan topluluğun isteği üzerine Türkiye adında karar kılınmıştır. 1924 anayasası ile bu ad güvence altına alınmıştır. Peyami Safa’nın deyimiyle “İslamlık İstanbul’dan İtilaf donanmalarıyla birlikte uzaklaşmış, Vahdeddin’le beraber kaçmış ve Osmanlılık politikası; İzmit’te Ali Kemal’le beraber asılmıştır.”(Levis, 2021: 479)

Ömer Seyfettin kısa ömrüne birbirinden değerli makale, hikâye ve şiirler bırakmıştır. Şiir konusunda pek başarılı olmasa da, Türk dili üzerine yazılmış en önemli görüşlerden biri olan “Yeni Lisan” makalesi Türk dili için değerini hiçbir zaman yitirmeyip artıracak bir değerdedir. Ruhu Şad Olsun.

KAYNAKLAR:

Akyüz, Kenan(2015), Modern Türk Edebiyatının ana Çizgileri

BANARLI, Nihad Sami (2004),  Resimli Türk Edebiyatı Tarihi II, MEB Yayınları, İstanbul.

GÖKALP, Ziya (2007), Kitaplar-Bütün Eserleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul

LEVİS, Bernard (1993),Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara, TTK, s.343

Seyfettin, Ö.(2021), Makaleler, Dergah Yayınları, İstanbul

İnternet Kaynakları:

NAZIM H. POLAT, “ÖMER SEYFEDDİN”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/omer-seyfeddin (03.04.2022).

[1] La Lyre Brisee: Emile Belgrat’ın (1903) şiir kitabının adı Kırık Lir/Saz anlamına gelir. T. Fikret’in aynı anlama gelen Rübab- Şikeste adlı şiir kitabını örnek gösterir ve adını dahi değiştirmeye lüzum görmediği bir taklitçiliğe işaret eder.

[2] Amours Defendues, Rene Maizeroy’un eseridir ve “Yasak Aşk” anlamına gelir. H. Ziya da aynı adla “Aşk-ı Memnu” adlı romanın yazarıdır.

[3]  Siyah inciler anlamına gelmektedir ve Mehmet Rauf’un da aynı adla yazılmış bir romanı vardır.

[4] Hüseyinzade Ali Bey, “Turani” takma adı ile 1907 tarihli Türk Dilinin Vazifeyi Medeniyesi ve Muallim Bakır’ın “Türkler İçin Şiveyi Umumiyenin Lüzumu” isimli makalelerinde Gaspıralı ile aynı doğrultuda bütün Türklerin ortak bir Türkçe yaratmak zorunda olduğu konusuna değinmiştir.( Tağızade, V. (2021). “FÜYÛZAT” DERGİSİ; FÜYÛZATCILARIN SOSYOPOLİTİK YAZILARINDA MİLLÎ İDEAL KONUSU (ALI BEY HÜSEYİNZADE`NİN VE MUHAMMED HADİ’NİN SANATLARININ TEMELİNDE) . Türkoloji Dergisi , 25 (1) , 117-127 . DOI: 10.53372/turkoloji.868624

[5] Ziya Gökalp de “Lisani Türkçülüğün Umdeleri” başlıklı makalesinde Ömer Seyfettin’in ve Genç Kalemlerin “Yeni Lisan” düşüncesini tekrar etmiştir.

 

[6] YAYIN İLKELERİ

ANA İLKELER

  1. Ilımga adını verdiğimiz dergimizin ortaya sürdüğü ilkeler, yeni bir dil yaratmak değildir; çünkü Türkçe, dünyanın en zengin dillerinden birisidir. Dünya üzerinde, hiçbir bir dilden sözcük almayan bir dil yoktur. On binlerce yıllık bir süreçte dilimize girmiş; “aile: Arapça, alp: Moğolca, ev: Râmî dilleri, dost: Farsça” örneklerinde olduğu gibi, Türkçeleşmiş olarak değerlendirmelidir. Diğer taraftan hiçbir Türkçe kitabe, metin, sözlük, divan ya da saz şiirinde geçmeyen kökü Ermenice olduğu değerlendirilen “Orinag” sözcüğünü de; “örneğin”e çevirdiğini savunarak Ermenicedeki “Orinag-imn” (Orinagin) sözcüğüne çevirenlerin düştüğü yanlışa düşmeden, Türkçemizi korumayı ve Türkçenin dil yapısına uygun sözcüklerin türetilmesine katkı sağlamayı amaçlamak olmalıdır. Ne yazık ki “Örneğin” sözcüğü de, yerine Türkçesi konulana kadar Türkçeleşmiştir; böyle kabul etmek ve bu yönde çalışmak olmalıdır. Aklın da yolu birdir, bilimin de yolu birdir, Türkçülüğün de yolu birdir.
  2. Dünya üzerinde yaşayan bütün Türklerin bir olabilmesinin ya da Gaspıralı’nın belirttiği “Dilde, İşte, Fikirde Birlik” hayalinin gerçekleşebilmesinin ilk yolunun; Gaspıralı’nın da söylediği “Dilde Birlik” düşüncesinin gerçekleşmesi ile mümkün olabileceğine inandığımızdan, Ilımga dergisinin yöne ve çizgisi bu düşünce etrafında şekillenecektir.
  3. Tamamı Türkçe sözcüklerden oluşan bir Türkçe ile yazmak, elbette dil bilimi anlamında büyük bir başarı olur; ancak bu yazılanlarla Türk milletine kendini anlatabilmeyi beklemek, hayalperestlik olacaktır. Bu nedenle dergide yazmak isteyen herkes, konuşulan en arı Türkçe ile yazmak zorundadır ve Türkçecilik düşüncesini bu doğrultuda; “ zamana yayarak, evrime uygun” bir şekilde gerçekleştirmeyi ilke edinmelidir.
  4. Türkiye Cumhuriyeti, bir devlettir. Bu devletin resmî yazışma dilini ve imlasını belirleme yetkisi, sadece ve sadece Türk Dil Kurumuna verilmiştir. Bu kurumun belirlediği bazı kuralları doğru kabul etmesek de, bunlara uymak zorunluluktur. Her ne kadar herhangi bir Kurum ya da Kuruluşla resmî ya da gayrı resmî ilişkimiz olmasa da; devlette resmî yazışma dilinin birliği de; tartışmasız bir zorunluktur. Dergide yazmak isteyen herkes bu yönde çaba göstermek zorundadır.
  5. Yazılacak makalelerin özeti de Türkçedir, makalenin dili de Türkçedir. Bundan böyle bilimsel olsun, bilimsel olmasın; Ilımga adını verdiğimiz dergimizde, Türkçeden başka bir dilde özet ya da makale yazmak yasaktır.

TÜRKÇÜLÜK YOLUNDA ÖYLE KOŞACAGIZ Kİ, RUHUMUZ BEDENİMİZİ GERİDE BIRKACAK!

 

Bundan tam 140 yıl önce(11 Mart 1884) Balıkesir Gönen ilçesinde tıpkı bir güneş gibi doğdu Ömer Seyfettin ve karanlık çökmüş Osmanlı İmparatorluğu onun parlak düşünceleri ile aydınlandı. 1911 yılında Genç Kalemler dergisini kurdu ve Türk tarihini değiştirecek, ağdalı Osmanlı dilini yerle bir edecek, Türkiye’nin ve Türk dünyasının dil anlayışını toptan değiştirecek “Yeni Lisan” başlıklı meşhur makalesini kaleme aldı. Türk dilinde sadeleşmenin gerektiğini, Arapça ve Farsça gramer kurallarının terk edilmesi gerektiğini ve Türk dilinin kendi grameri ile yazılması gerektiğini savundu. İlk yazısında Ziya Gökalp bile ona karşı çıktı, fakat sonra yazının önemini anladıktan sonra en büyük savunucusu oldu. Ali Canip, Mehmet Emin Yurdakul hepsi onun izinden gitti. Bize göre Türkçülük akımının en bilimsel kurucusu Ömer Seyfettin’dir. Hayatımızı Gaspıralı’nın ve Ö. Seyfettin’in yoluna harcadık. Bu nedenle onun için bir iki söz edelim:

 

Eskinden Ozanlar söz okunu çekti mi, gökteki feleği vururdu. Bir Ozan yanık bir ah çekti mi, ciğerinden yükselen duman gökyüzünü kaplar; o yurdu karanlığa gömerdi. Şimdi Ozan da kalmadı, şiir de! Tanrı da bizi bu kadar dertle, sıkıntıyla ve bu kadar arsızla; pergel noktası gibi ortaya koyuverdi. Gerçi Ozanlar da haklı, devir öyle bir devir ki; Arap atına semer vurulmakta, güzeller ise nerede bir eşek varsa ona çul dokumakta. Nerede bir ahmak varsa gül şerbeti içmekte, nerede iyi huylu bir bilgin varsa; o da bizim gibi kendi ciğerinin kanını!

-Kaman sen de güneşin bile toz zerresi kadar olduğu bir evrende, Ozanlara büyük diyorsun. Ne anlatıyorsun, senin anlattıkların buraya sığmaz. Bu insanoğlunun atası değil mi koca cenneti bir elma için satan!

 

Tanrı ruhunu şad etsin “Milliyetçilik” öldü! Milliyetçilik, 1969’dan beri Türkçülüğün tahtını zorla gasp etmiş bir hayaldi; göçüp gitti bu dünyadan! Bu düşünceye emek harcayanlar, kalıntılarına bakıp bakıp içebilirsiniz! Nasıl oldu da bizim aşkımız bir hikâye oldu, bir masala dönüştü demek ananızın ak sütü gibi hakkınızdır. Bu yurdu ise aydınlatacak tek bir düşünce vardır, o da gece karanlığına esir olmuş Türk aydınını yıldırım gibi çarpacak olan Türkçülük’tür!

-Kaman bu dediklerin doğru değil, sen sarhoşun!

-Doğru, Türkçülük benim gibi bir sarhoş gördü mü acaba?

-Kaman, şiir kılıcıyla bütün âlemi zapt edeceğini mi sanıyorsun? Düşmanın kalbine tek başına saldırıyorsun, tek başına onları yenebileceğini mi sanıyorsun?

-Biliriz biliriz, bu aşağılık felek; bu arsızları doyurup besler de, sofrasında bir gün olsun gülmeyi bize çok görür; onu da biliriz. Bu aşağılık dünyanın bir keder denizi olduğunu da biliriz, içine daldığımızda; nerede ne inciler çıkaracağımızı da biliriz.

Bu yıkık, viran olmuş dünyayı cennete çevirenlerin; şairler olduğunu da biliriz.

-Kaman görmüyor musun, artık devir değişti; şairlik bir pul bile etmiyor.

-Evet doğru dedin onu da gördüm; Şair’in, Âşık’ın, Ozan’ın ve Kaman’ın tek bir sözünün iki âleme değişilmeyeceğini de gördüm. Ne yapalım yine de boyumuzdan büyük hayaller kurduk Türkçülük için, acıyı ve mutluluğu terk ettik, koştuk sadece o uzaktaki sevgilimize. Öyle bir koştuk ki, çoğu zaman ruhumuz bedenimi geride bıraktı. Ne diyelim Ulu Gök, yeryüzüde işini görmek için bir kura çekti; o da geldi bize isabet etti.

 

Biz de bu sebepten milletinize bir ömür armağan ettik, varsın bilinmesin! Bizim zaten amacımız; olursak Türkçülük için bu cihanın bağında bir fidan olmaktı. Belki bizden sonra birisi gelir de, ektiğimiz devlet meyvesinden bir tane olsun meyve devşirir!

 

GEL BİZE BU KİNİ BIRAK BE FELEK

 

Gel bize bu kini bırak be felek

Sahibi kalmayan vatan ağlıyor

Yalandan ağlıyor sana ağlayan

Irzını ucuza satan ağlıyor

 

Ağlıyor analar ağlıyor şehit

Ağlanır hâlime güler birkaç it

Boynunda tasması övünür yiğit

Derdini yürekte tutan ağlıyor

 

Arsız dergâhında secdede biri

Orkun’da yıkansa arınmaz kiri

Kaman mı ölüdür bunlar mı diri?

Kefensiz toprakta yatan ağlıyor

Yorumlar
Tüm Yorumlar
Yorumlar